Ethem’in Yazmaları – II

Ayrılmadan önce bir olanlar, yani bir olan kadın ve erkek aslında kadın ve erkek değildi, bu sebeple bir olan hermafrodit[1] değildi. Aşkın hücreleri birbirinden ayrılıp sayılmaz, onlara ad verilmezdi.

Agdistis kadın ve erkek olarak ikiye ayrıldı dendi. Oysa aşk ikiye ayrılamaz. Aşk yalnız kalamaz. Bölündüğüne tekrar eder kendini, her yarım yine bir olan, beraber olan iki olur. Böylece ilk bölünen iki daha bölünür bölünmez dört olur. Ne erkek bilir kadındaki erkeği ne kadın bilir erkekteki kadını, dört hep iki görünür. İki olarak göründüğünde hep ağaç olarak görünür. Ağaç açılıp içindekini verdiğinde insan olur, içindekini vermeyen ağaçta periler durur. Tıpkı Huluppu ağacının perisi Lilith gibi, Sakarya Irmağı’nın ortasındaki ağacın perisi Sagaratis gibi, meşe ağacının perisi Eurydice gibi… Bil ki Fand gibi su perileri[2] bile bir ağaca bağlı idi.

 O periler ki hepsi aşıktı. Hepsi bir aşkın peşinde perişan oldu.

 O periler ki kahramanları beslediler. Oğuz’un karısı gibi, Kübey Hatun gibi.

 Sana başından anlatıyorum.

 Agdistis ikiye ayrıldığında Kibele ve Adapa oldu. Asherah[3] Adapa’dan oldu. Asherah gerçek kadın olmadığından değil, aşk ikiye ayrılamadığından… Adapa Adapa olmazdan önce elma ağacıydı. Ve bu ağaç evren ağacının eril yanındaydı

.Kibele’nin dünyasında bir nar ağacı ortaya çıktı. Nar, bu toprakların ağacı, o ki bereketi simgeler – o ki Persephone ölüler ülkesinde meyvesinden dört nar tanesi yediği için yer altında kalmaya mahkûm olmuştur – hem ölümsüzlük hem ölümle anılan ağaçtır, Kibele’ye kurban olarak sunulurdu. Ama Nar’dan yiyip de hamile kalan Kibele değil Sakarya Nehrinin tanrıçası Sangrios oldu. Ve Kibele Sangrios’dan doğan Attis’e âşık oldu. Ve Attis Sakarya Nehrinin perisi Sagaratis’e âşık oldu. Ve Kibele Sagaratis’i kıskandı, onun ölümüne sebep oldu. Ve Attis çıldırdı, erkeklik organını kesti attı ve bu berekete, dişil dünyanın gelişimine sebep oldu. Tüm bunlar evren ağacının dişil yanında oldu.

 Zaten ne zaman bir ağaç görsen, bil ki içinde bir hayal vardır. “Modun etseg” de olur “modun eh[4]” de o hayal!

 Sana o ağacın insan, insanın o ağaç olduğunu söylemeye geldim. Tüm dalların meyve verdiğini, tüm köklerin o hazineyle dopdolu olduğunu… Sana hayatın ağacı olanın, içindekini dışarı çıkartınca insan olduğunu anlatıyorum. Bu yüzden doğanların doğurmuş gibi göründüklerini… Asherah, eril yanda, bu yüzden annelerin annesidir. Bu yüzden Asherah Adapa’dan değil Adapa Asherah ideasından doğmuştur.

 Sana Adapa ve Kibele’nin, bir bütünün iki yarısı olduğunu anlatmaya geldim. Adapa hem insan hem ağaç idi, içinden Asherah çıktı. O zaten vardı ama Adapa’nın içindeydi. Dışarı çıktı. Ama tek çıkmadı. O da ikiydi. O da ağaçtı, kökü diğer dünyaya uzanan bir ağaç. Orada Attis vardı. Attis dişil yanda nar ağacı, meyve vermeye hazır ağaç idi. Hem insan hem ağaçtı. Asherah Adapa’dan var olurken kaçınılmaz biçimde onu da Kibele’nin içinden çıkmaya zorlamıştı.

 Ve Attis’den Sangrios çıktı. Attis insan oldu.

 Sangrios’un karşı tarafında Gılgamış vardı. O bir ağaç, Huluppu ağacı idi… O ağacın içinde Lilith vardı. Ve işte bütün düğüm buradaydı.

 Lilith ile belli oldu ki bir olan yalnız ayrı ayrı çitlerle bölünmemişti. Çünkü Lilith Adapa’yı tanıdı. Onun kendi yarısı olduğunu bildi ve öyle söyledi. Eril tarafta böyle anlatıldı. Eril tarafta aslen Kibele olan Lilth’in hatıraları anlatıldı.

 Lilith ile anlaşıldı ki, bir olan sadece çiftlere bölünmemişti. Sadece iki yoktu; üçlü varlıklar da vardı birin içinde. Yani bir olan, erkek ve kadın halinde ayrılırken, erkek ya da kadın kendi içinde üç olabiliyordu. Üç ikiden büyüyüp gelişmiyor, yaratılışın, ayrılışın bir artefaktı[5] olarak var oluyordu. Sana bu üçün aynı zamanda bilgeliğin kaynağı olduğunu da söylüyorum. Lilith’in Kibele’nin bir görünümü olduğunu, Kibele olduğunu, onun bir harmoniği[6] olduğunu söylüyorum. O düşmeden geri dönendir. O çıkmayı bilen ama inmeyendir. O kendi ağacının dallarından dökülüp toprağa karışan, karıştığı toprakta kendini yeşerten tohum değil kendi evreninin sınırlarından başka evrenlere uzanan Kibele’dir. Ve bu nedenle bilgeliğin sahibidir.

 Sana her insanın kendi gücünce yol yürüdüğünü, dermanının bir yerde bittiğini, o zaman kendi dalının ucunda bir yaprak olup solduğunu, bir meyve olup koptuğunu düştüğünü, ta başlangıca kadar düştüğünü, yani her insanın kendi evreninin sınırından yansıdığını söylüyorum. Bunun sayılamayacak kadar çok tekrar ettiğini… Ta ki hep aynı meyveyi verdiğini idrak edene kadar tekrar ettiğini… Yol ne olursa olsun, yolcu kim olursa olsun aynı meyveyi verdiğini anlayana kadar, anlayıp da kendini parça parça edene kadar, un ufak olup rüzgâra karışana, tozlarını bir başka ağacın üzerine serpene kadar…

Tohum, meyve (ağaç), polen! İşte gerçek üç budur.

 Kibele tohumdu, İnanna meyve… Kibele birçok aşk tanrıçası meyvesi verdi, başka başka yollardan, değişik hayatlar yaşadı ama hep aynı meyveyi verdi. Kendini tekrar edip durdu. Ishtar oldu, Astarte, Hathor, Afrodit, Venüs, Bridgit, Uzza, Semiramis, Alpanu, Rati, Xochiquetzal, Turan[7] oldu.

 Hepsi geri döndü.

 Aşkın çekim kuvveti yüzünden geri döndü. İnsan hem yayılıp hem geri döndüğü için, yayıldıkça dönmeyi istediği için… Sana evrenin sınırlarını aşktan uzak durabilme kudretinin belirlediğini söylüyorum.

 Bir gün mutlaka geri döndüğümüzü söylüyorum. Zamanın bir fotoğraf gibi durduğunu, aynı zamandan birçok kez geçildiğini, ama defalarca geçilse de yolcunun önceki kendini bilmediğini, diğer suretleriyle karşılaşsa bile tanımadığını, tanımaktansa reddetmeyi yeğlediğini söylüyorum.

 Bak! Hem İnanna’nın hem Kibele’nin kocası Attis, diğer adıyla Dumuzi’dir. İki koca da domuz saldırısında ölmüştür.

 Adı Venüs iken hâlâ bir kocası vardı. Myrrha adlı bir Mersin Ağacından doğmuş olan kocasının adı Adonis’ti. O da tıpkı diğerleri gibi domuz saldırısında ölmüştü.

 Lilith Kibele’nin, İnanna’nın ruhuydu, bunların başka meyveleri arayan koduydu, yani polendi! Erkeğin dünyasına giden İnanna’ydı. Tüm meyvelerden veren ağaç olmayı istiyordu!

 Gitti Gılgamış’la bir oldu. Onu uyardı, gözünü gönlünü açtı, gördüğü rüyadan uyandırdı, aşka düşürdü, düşürüp yol yürüttü, önce kral sonra kül etti, toz etti, yolu tüketti ona, sonunda uçurup kadının dünyasına getirtti.

 Gılgamış geldiğinde Lilith de geldi. Lilith kendi dünyasına geri geldi. Gılgamış toz olup uçuşarak geldi, o ağaç boyunca süzülerek geldi. Gılgamış gelmese o da gelmezdi. Erkeğin içinde de var oldu ağacın içinde de. Yaptığından korkmuştu. Gılgamış kendi sertliğiyle kadının dünyasını kavuruyordu.

 Lilith İnanna’yı gördü beğenmedi. İnanna Lilith’i gördü, kendini gördü, yok etmek istedi. Gılgamış’a Lilith’in ağacını kestirtti. Gılgamış o ağacı kesip davul ve tokmak, pikku ile mikku yaptı. Davulu her çaldığında aşk ses verdi. O ses, aşkın sesi evreni alt üst etti. Ve o sesle Gılgamış şaman oldu.

 Sana üçün evreni anlattığını, var olanın yok olmadığını, sürekli bir çevrim halinde olduğunu söylüyorum. Üç olmadan herkesin aynı fotoğrafın içine daha sonra bir başkası olarak girdiğini…

 Üçün gizemi budur. Evrenin gizemi budur. Üç olmadan gerçek değişmez, onu oluşturan kişilerin yeniden girişleriyle başka yoldan ama aynı sonuca bağlanır. Sana gerçeğin üç olmadan evrimleşmediğini anlatıyorum.

 Bil ki bu dünyada bir ruhsan diğerinde değilsin. Kadınken erkeğin erkekken kadının dünyasına geçtinse kendi dünyanda yoksan bile diğerinde varsın. Geçerken bir adın, öte yanda başka bir adın var. Kadın erkeği erkek kadını sürer çünkü, aşkla var eder, aşkla yok eder, ruh eder, bu çevrim süregider, sonsuz olur. İki kadın ve iki erkek, dört olur. Sonsuzluk olur.

 Tüm evreni kat eden ilk kadının adı Lilith idi. Ona Arafta Sibiru dendi. Sibiru adı dönüşüp Sibyl haline gelmiş, aradaki kadınların neredeyse tüm hepsine bu isim verilmiştir. Kullanılan isimlerden bir diğeri Völva’dır. Şunu bil ki adı ne olursa olsun o kadın her zaman bir kâhindir. Zira iki dünyanın da bilgisine sahiptir.

 Sibyl ile aynı bilgeliğe sahip erkeğin adı şamandır.

 Bil ki hem Sibyl hem şaman yer altının kapısını tutar. O yer altı ile yeryüzü arasındaki insandır. Çürümüş etin yeniden toparlanışıdır.

 Tıpkı yer altındaki gibi yeryüzündeki de döner durur. İkisi dönüp birbirine kavuşur.

 Sana Lilith’in ve İnanna’nın defalarca yaşadıklarını söylüyorum. Ekhidna da Lilith idi, Lamia da Lamashtu da Albastı da. Ama hiçbiri başından beri ifrit değildi. Yer altından geldiler. Geldiklerinde bilgeydiler. Bu nedenle bir süre koruyucu melek olarak kaldılar. Mylitta, Belet-Ili, Eileithyia, Llithya, Umay idiler koruyucuyken[8]. Bir yerde çıldırdı, Lilith oldular.

 Tohumdan meyveye, meyveden tohuma… Yol çoğalıyor ama meyve aynı… Bunu düşün. Üç olmadan döngü durmaz, varlık kendi çevriminde ısrar edip durur. İşte burada herkes kaybolur. Tanrıçalar bile! Hep aynı meyveyi veren, o meyve zanneder kendini. Yalnız buna inanır. Kendi yarımını bütün sanır. Oysa ancak aşk tamam eder insanı.


[1] Çift cinsiyetli.

[2] Lilith, Sagaratis, Eurydice dryad olarak adlandırılan ağaç perileri, Fand su perisidir. Daha geniş bilgi için ‘Nymph’ başlığına bakınız.

[3] “Öyle görünüyor ki Havva bir zamanlar tanrıça ya da en azından Adtarte veya Asherah’ın görünümlerinden biriydi:” Daha geniş bilgi için ‘‘Asherah’ başlığına bakınız.

[4] Moğolca’da “modun eh” ağaç ana, “modun etseg” ağaç ata anlamına gelir.

[5] Artık, kalıntı, anlamsız yapay değişiklik. İnsan eliyle yapılan şey.

[6] Temel dalga dışındaki sinüsoidal dalgalara harmonik denir. Bunlar temel dalganın tam sayı katı veya kesri frekansa sahip dalgalardır.

[7] Aşk tanrıçaları. Daha geniş bilgi için ‘Mitolojik Karakterler Bölümü’ne bakınız.

[8] Dişi ifritler ve koruyucu tanrıçalar. Daha geniş bilgi için ‘Mitolojik Karakterler Bölümü’ne bakınız.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You cannot copy content of this page