Kutup Yıldızı

Türk inanç sistemine göre Kutup Yıldızı göğün beşinci katında idi. Yeri göğe bağlayan bir geçit işlevi görüyordu. Gök katlarındaki tanrılar ile alt kattaki ruhları / insanları birbirinden ayırırdı. En kudretli şaman bile yalnız buraya kadar gidebilir, altıncı göğe geçemezdi. Şaman kutup yıldızında tanrı ulakları ile görüşür, niyetini, isteğini dile getirirdi. Altıncı Engel şamanın ulaşamadığı altıncı göğün hikayesini anlatıyor.

İnanış

Türkler göğün ve bütün alemin beşinci kattaki kutup yıldızının etrafında döndüğüne inanmışlardır. Bunun için kutup yıldızını merkez kabul etmiş, ona demir kazık demişlerdir. İnanışa göre gökte bulunan kutsal dokuz dallı ağacın bir eşi de yer altı aleminde bulunmaktadır. Bu inanışta yalnız gökte değil; bunun aşağıdaki devamı olarak, yer altında da ikinci bir merkez düşünülüyor gibidir.

Göğün ortasında bu büyük çadırı bir orta direk gibi tutan Kutup Yıldızı parlar. Samoyedler ona “Göğün Çivisi”, Çukçi ve Koryaklar da “Çivi-Yıldız” derler. Laponlar, Finliler ve Estonyahlarda da aynı imge ve aynı terirnler kullanılır. Türk Altaylılar Kutup Yıldızını bir Direk -veya Kazık- olarak tasarlarlar : Moğol, Kalmuk ve Buryatlara göre bu yıldız “Altın Direk”; Kırgız, Başkurt ve Sibira Tatarlarına göre “Demir Direk” (“Demirkazık”); Teleütlere ve diğerlerine göre de “Güneş Direği”dir. Tamamlayıcı bir mitsel imge de görünmez biçimde Kutup Yıldızına bağh olan yıldızlar imgesidir. Buryatlar yıldızları bir at sürüsü, Kutup Yıldızını (“Dünyanın Direği”) da bu atların bağlandığı kazık olarak tasarlarlar.

Mircea Eliade, Şamanizm, S. 293

Gerçek

Devinme olayı (takadüm-i itidâleyn), presesyon, ekinoksların presesyonu; (İng. precession, precession of equinoxes): Yer’in dönme eksenin ortalama kutup çevresinde ağır ağır dönmesi. Yer’in dönme ekseninin çok yavaş bir koni hareketi yapması nedeniyle oluşan hareket. Bu hareketin bir sonucu olarak, ılım noktaları doğuya doğru yavaş bir şekilde hareket eder ve Koç noktası olarak bilinen ilkbahar başlangıcı yılda yaklaşık 5011.27 batıya kayar. Hareketin periyodu yaklaşık 25.868 yıldır. Bu hareket sadece Koç noktasının batıya doğru hareket etmesine neden olmaz, belirli aralıklarla kutupyıldızının da değişmesine neden olur. Zamanımızda kutupyıldızı Küçükayı takımyıldızının (Ursa Minor) a yıldızıdır (a Ursa Minor, Polaris). M.Ö. 3000’lerde kutupyıldızı a Draconis (Thuban), M.Ö. 13.000’ler de ise kutupyıldızı a Lyra (Vega) idi. M.S. 13.000’lerde ise kutupyıldızı yine a Lyra olacaktır. Ekinoksların presesyonu, yıldızlara ilişkin kendi tespitlerini kendisinden 150 yıl önce yaşamış olan Timocharis‘in tespitleri ile karşılaştıran Hipparchus tarafından keşfedilmiştir. Hipparchus bu hareketin yılda 3611 olduğunu varsayar. Batlamyus da Hiparchus’un bu hareket için verdiği değeri benimsemiş ve hareketin 100 yılda 10 ya da bir yılda 3611 olduğunu tespit etmiştir.

Altıncı Engel

Ortaasya ve Altay mitolojisine göre Kutup yıldızı, yerden göğe açılan bir kapı gibi idi. Tanrının bu kapısı, herkese de açık değildi. Eğer Tanrının bu kapısı açılırsa, insanlar Tanrıya sığınabilirlerdi. Gerçi diğer yıldızlar da göğün birer deliği gibi düşünülmüşlerdi. Fakat, “Orta kapı ve Tanrı yolu, ancak Kutup yıldızı kapısı” idi. Bu yıldızın deliklerinden ancak kötü ve soğuk havalar girebilirdi. Kutup yıldızı kapısı ise, Tanrı Ülkererinin başladığı, bir gedik veya geçitti.

Göğe çıkan erkek Şamanlar, bu kapıya kadar çıkar ve daha ötesine gidemezlerdi. Orada kendilerini, Tanrının elçileri olan ruhlar, (utkuçı)lar karşılar ve Şamanlarla konuşurlardı. Bundan sonra da Şamanlar, yeniden yere inerlerdi. Bundan öteye insanlar ve aşağısına da, kutsal ruhlar geçemezlerdi, Bu suretle maddi ve manevi dünya, birbirinden ayrılmış oluyordu.

Fakat bazı Altay efsanelerinde:

“Bu geçit bazı Şamanlar tarafından geçilmişti. Kutup Yıldızı göğün 5 katında idi. 6. katında ay ve 7 katında ise güneş vardı.”

Tabii olarak, göğü 7 kat olarak tasavvur eden Türk efsanelerine göre bu böyledir. Göğün 9 kat olduğu bölgelerde ise durum değişir.

Necati Gültepe, Türk Mitolojisi, S. 480-481

 

Bazı söylencelerde Kutup Yıldızı hakkındaki bu inanışlar varken bunun aksi anlatımlar da mevcuttur.  Bazı Altay efsanelerinde geçidi geçen şaman hikâyeleri de anlatılır.

Emre Sarı, Türk Mitolojisi, S39. Düzeltilmiş haliyle..

“Sibirya’da ve Altay bölgelerinde, şehirlerin veya yurtların yanına dikilmiş uzun bir sırık bulunurdu.” Yakutlara göre bu sırık “göğün direği” idi. “Bu sırık göğe kadar uzanıyor ve gökte Tanrının kuvvet ve kudretini temsil eden büyük kartala kadar ulaşıyordu.” … “Sembolik olarak yapılan yedi veya sekiz dallı gök sırıklarının her dalı göğün bir katını gösterirdi.”

Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, 1. Cilt, S. 598.

Altay şamanı göğe çıkarken, doğruca Ülgen’in katına gitmez. Gök-tanrı, kutup yıldızında şamanı karşılamak için elçisini yollar. Aynı zamanda ut-kıçı “karşılayıcı” denilen bu elçi, Ülgen ile şaman arasında mutavassıt (aracı) olarak görünür.

Wilhelm Radloff, Türklük ve Şamanlık, S. 153.

Gerçekten Altay mitolojisinde, “Gök kapısı” düşüncesi çok yaygındı. Fakat bunların bazıları, yerli bir düşünceden meydana gelmişler ve birçokları da, dış tesirlerin altında kalınarak söylenmişlerdi. Dışarıdan gelen bu tesirler de, az çok yerli düşüncelere benzetilerek anlatıldığı için, eski yabancı şekillerini kaybetmişlerdi.

Mesela “Yıldız düşmesi inancı”, bugünkü Anadolu Türklüğünde yaygındır, Avrupa ve Asya’nın birçok milletleri de böyle bir olaya inanırlardı, Artık bu düşünce, insanlığın malı olmuştur, diyebiliriz. Fakat böyle bir inanışın yaygın olarak görülmesi, Türklerin bu inancı muhakkak olarak dışarıdan aldıklarını gösteren bir delil sayılmaz. Bir de, bu fikrin anlatılış ve ifade ediliş şekillerine bakmak lazımdır.

Tabii olarak böyle bir düşüncenin meydana gelmesine, bazı temel tasavvurların tesirleri de olmuştur. Gökyüzü bir çadır gibi düşünülmüştür. Bunun sonucu olarak, bu çadırın delikleri de yine zihinlerde birer yıldız olmuşlardır. Bu duruma göre “Yıldız düşmesi”nin nereden ve nasıl olabileceğini, aşağıdaki Yakut Türklerine ait inanışın yardımı ile daha kolay anlayabiliriz:

Tanrı bir çadır kurmuş, yeryüzüne kaplamış, Gökyüzü çadır olmuş, dünyamızı saklamış. Göğü kötü ruh basmış, yere inmesin diye, Tanrı çadırı asmış, bir koca direk ile. Bu direk dünyanın tam ortasından uzarmış, Kutup yıldızını da, tam altından tutarmış.

Bu çadır dışındaki, uzay aydınlık imiş, Kubbenin içindeki yerse karnlık imiş. Dünya aydınlık olmuş, Tanrı delikler açmış, delikler
yıldız olmuş, dünyaya ışık saçmış.

Göğün, yuvarlak bir çadır gibi düşünülmüş olması, yalnızca Türklerde görülen bir inanç değildir. Eski Babil metinleri de göğe, “yeryüzünün çoban çadırı” demişlerdi. Tevrat ise göğü, “Dünya yüzüne gerilmiş bir tül veya çadıra” benzetmişti.

Kuzeydoğu Asya’nın, uç bölgelerinde yaşayan Çukçı ve Koryak gibi iptidai kabilelerde, bu inanış daha da belirli bir şekil alıyordu. Bu düşünce düzeni, bu yolla Kuzey Amerika’ya da yayılır ve oranın yerlileri de, kutup yıldızının göğün yere açılan bir kapısı olduğuna inanırlardı.

Gökteki kutup yıldızına paralel olarak düşünülen, Yeraltı aleminin merkezi ve “Demir-Kazığı”:

“Gökte bulunan kutsal “Dokuz dallı” ağacın bir eşi de, yeraltı aleminde bulunuyordu. Kutup yıldızının bir sembolü olan Demir-Kazık’a, Tanrılar nasıl atlarını bağlıyorlarsa; yeraltı Han’ı İrle Han da atını, yeraltındaki bu dokuz dallı ağaca bağlıyordu.”

Bu efsaneye göre, yalnız gökte değil; bunun aşağıda devamı olarak, yeraltı aleminde de, ikinci bir kutup ve merkez düşünülüyor. Bizce bunun da normal görülmesi lazımdı. Çünkü Türkler 7 veya 9 kat gökten söz açarken; bunun paraleli olarak, 7 veya 8 kat yerden de bahsediyorlardı.

Necati Gültepe, Türk Mitolojisi, S. 481-482

 

 

 

 

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You cannot copy content of this page