Türk Mitolojisi’nin Önemli Figürleri

Göğü ve yer altını katlar halinde kavramaya yaslanan Türk Kozmogonisi gelişen bir kozmik ağaç fikrini takip eder. Kutsal kabul edilen ağaçlar (özellikle Kayın), ağaçtan çıkan kadın teması ve hatta Türk soyunun bu kadından gelme olduğu hikayesi, yine Türk soyunun ağacın dokuz dalı olarak anlaşılması, şamanın ağaçtaki doğumu gibi tüm kültür ögeleri kozmik ağaç ana ekseninin etrafına yerleşmiştir. Doğal olarak da tanrısal karakterler, tanrılar ve ruhlar bu ağaç üzerinde düşünülmüştür.

Eski Türk inanışlarında gökyüzünün maddî olarak kavranılmasıyla, onun manevî güç kaynağı olması şeklinde düşünülmesi arasında çok bir fark yoktu. Yani gökyüzü maddî olduğu kadar, dinsel-ruhsal açıdan da önemliydi. Gökyüzünün rengi kutsal sayılmıştır. Türk mitolojik sisteminde gökyüzünün rengini taşıyan motifler, gökyüzü kökenli ve kutsal varlıklardır. Algının yetemeyeceği sonsuz yükseklikte olması onu, “GökTanrı’sı şekliyle Türk Tanrısına çevirmiştir. İlk ata, kültürel kahraman “Bozkurt*a da “Gök Börü” denilmiştir. Müslüman olmayan Türklerde, “Hızır”ın benzeri sayılan kutsal varlık, “Gök renginde sakalı olan ihtiyar” idi. Türk milletinin yarattığı, ulusal vicdanlı bir devletin adının “Gök Türk” olması ise devletin en yüce ve güçlü çağının bir kalıntısıdır. Gök Türklerde, hakanlık “kut”unun göklerden geldiğine inanılırdı.

Celal Beydili, Türk Mitolojisi Ansiklopedik Sözlük, S. 219

Eski Türkler göğe “semaya” tengri dererdi. Gök “sema” aslında metaforik/değişmeceli bir addır. Rengin, alametin adlaşmasıdır. Türkler, Tanrı’nın mekandan, zamandan soyut olar ak “daha doğrusu somut mekan ve zaman belgisi olmayan” tasavvur ettikleri için onu bütün olarak sonsuz göğe benzetiyorlardı.

Necati Gültepe, Türk Mitolojisi, S. 523

Gök, tamı, gök tanrı. Bu sözcük için en eski tanıt, Hiung-nular ile ilgili Çin yıllıklarında, tcheng-li biçiminde geçer ve bu, şüphesiz iki heceli bir sözcük olan tengrinin Çince çevriyazısıdır. Sonraları, Çinliler tengri için teng-ningli (ya da teng-yi-li) biçiminde üç heceli bir sözcük ortaya atarlar: Ortadaki ı’nin düşmesi normal, fakat bu üç heceli sözcük için daha sonraları Türkçede (ve Moğolcada) tanıt bulunurken, bu sözcük eski metinlerde geçmemektedir. Bugüne kadar hiçbir etimoloji genel kabul görmemiştir: Sümercedeki dingir, Çincedeki t’ien ve “döndürmek” anlamına gelen Türkçedeki teng- fiil gövdesi önerilmiştir. Bu ise kısmen tatmin edici bulunmuştur.

Eski Türklerin nesnel gökyüzü ile bir tamı olarak gökyüzü arasında bir ayrım yapıp yapmadıkları kesin değildir. Fakat kimi belgeler bizde, burada dinsel bir tasarımın söz konusu olmadığı izlenimini uyandırmaktadır. Barlık III Yazıtında “gökyüzünde bulunan —»Güneş”in ve Elegeş Yazıtında ise “—»Mavi gökyüzünde bulunan güneş ve —»Ay”ın bahsi geçmekte. “Orhun’un Genesis’i”nde, gökyüzü ve yerin oluşumu betimlenmektedir. Ne var ki, sadece iki kozmik bölgenin mi, yoksa aynı zamanda tanrıların da mı kastedildiği bilinmiyor (-»Evren Doğumu). Ne de olsa, gökyüzü ölülerin de ikametgâhıdır.

Büyük tanrımn muhtemelen özel tezahür biçimleri olan birçok tali tanrımn varlığı bilinmektedir. Onlara da tengri denmektedir. Bunlar özellikle zaman tanrısı (—»Öd Tengri) ve yol tanrısıdır (—»Yo/ Tengri). Şüphesiz, Çince çevri yazısında yer tanrısı (—»Yer) anlamında bir Boz Tengriyi görmek mümkündür. Ayrıca, tengri ile birleşik bazı coğrafi sözcükleri de bilmekteyiz: Çinlilerin T’ien chan olarak adlandırdığı —»Dağlara, Türkçede Tengri Tag (göksel dağlar) denmektedir. Sıfat olarak tengri, T’u-küelerin hükümdarı tanrısal Bilge Kağan’ı (tengri bilge kağan) ve Türklerin ülkesini nitelendirmektedir. Irk Bitig, yaşlı tanrısal bir kadım tengrilig kurtga diye adlandırmaktadır.

Jean Paul Roux, Eski Türk Mitolojisi, S. 126-127

En yüce yaratıcıdır. İnsan biçimli değildir, soyut bir kavram olarak yer alır. Eşi ve benzeri olmayan, insanlara yol gösteren, onlara hükmeden, cezalandıran ve ödüllendiren ulu bir varlıktır. İnsanların yaşamına doğrudan karışır, buyrukar verir, iradesine boyun eğmeyenleri cezalandırır. İnsanlara ikidar ayrıcalığı (kut) ve ksmet (ülüğ) bağışlar ama hak etmeyenlerden de geri alır. Şafak söktüren (tan üntüren) de odur. Yaşam vericidir, bilinen ve bilinmeyen her şeyi o yaratmıştır. Ölüm onun iradesine bağlıdır. Eski Türk inanışında Gök Tanrı tektir, eşi ve benzeri yoktur. Orhun Anıtları’nın belirttiğine göre Tanrı, evrenin ilk nedenidir ve her şeyin kaderini o çizer ve Gökürklerin kağanlık kurması onun isteğiyle olmuştur. İskitlerde Goytosır olarak geçen Tanrı’nın adının manasının Gök Tanrı demek olduğu iddia edilmektedir. Eski Türklerde Gök Tanrı’ya kurban olarak koç ve aygır kesilirdi.

Bahattin Uslu, Türk Mitolojisi, S. 244-245

Baş Tanrı. Eski Türk dininde ve Şamanist halk inancında tanrıların en büyüğü ve en önde gelenidir. Her şeyin yaratıcısıdır. Mutlak üstünlüğü vardır. Göğün 17. katında oturur. Bazen Gök Tanrı’yla eşdeğer tutulur. Diğer tanrıları da o yaratmıştır. Dünyanın yaratıcısı olarak anılır. Her şeyden ve evren yaratılmadan önce o vardır. Erlik Han’ı cezalandırarak yeraltına gönder odur. Bu anlamda diğer tanrıların kendisiyle kıyaslandığında, emirlerini yerine getiren veya verdiği görevleri yineleyen birer melek konumunda olduğu yaklaşımı yanlış olmayacaktır. Ancak İslam öncesi Türk kültüründe melek veya benzeri bir kavram yer almaz. Bu sonuca yalnızca kıyaslama yapılarak ulaşılabilir. Evrenin yazgısını belirler. İyilik yönü ağır basar. Yeryüzünü yarattıktan sonra dokuz dallı bir ağaç (çam veya kayın) dikmiştir. Bu ağaç yerle göğü birbirine bağlayan Yaşam Ağacı “Uluğ Kayın”dır. İnsanların atası olan dokuz kişi bu ağacın dallarıdan türemiş ve Dokuz Boy (yani Dokuz Irk) bu kişilerin soyundan ortaya çıkmıştır. Kış mevsimini yeryüzünde yaz mevsiminiyse göküzünde geçirir. Değişik renklerde yıldırım çaktırır. Onun yıldırımına çarpılan kişi şaman olur. Ülgen, Mergen ve Kızagan adlı üç oğlu vardır. Eski kaynaklarda verilen bilgilere göre Ülgen iylik ve bağışlayıcılığını yani merhametini; Kızagan intikamını ve cezasını yani öfkesini; Mergen’se bilgelik ve hikmetini yani aklını temsil ederler. Kayra Han görkemli bir varlığa sahiptir. Somut nitelemeler pek fazla yapılmamış ancak soyut yönü üzerinde daha çok durulmuştur. Ana ve ata olarak (hem eril, hem de dişil, yani nötr olarak) tanımlandığı kaynaklar mevcuttur. İnsan biçimli olarak pek fazla tasvir edilmez. Türkerin İslam’ı kolaylıka kabul etmelerinin kökeninde Kayra Han’a ait bu özelliklerin tek Tanrı inancına yönelik belirli bir zihinsel altypıyı hazırlamış olmasının yattığı söylenebilir. Böylece İslamiyet’i kabulden sonra bu inanca uygun olarak mutlak tek Tanrı inancı yerleşmiştir. Bazı Batılı kaynakarda adı Kuara (Kuğara) olarak geçer. Bu takdirde Urartulardaki “Kuera’ ile bağlantılı görünmekedir. Bulgarlarda da bu isme rastlanır. Buna karşın Kuğara (Koğara) ile Kayra Han’ın aslında farklı tanrılar olduğunu öne süren görüşler de vardır. Altayların yanı sıra Ostyaklar gibi Türk kökenli olmayan bazı Sibiryalı toplumların mitolojilerinde de saygı duyulan bir tanrıdır.

Bahattin Uslu, Türk Mitolojisi, S. 268-269

Rdloff, Sibirya’da yaptığı araştıralarda Altaylıların, tannlarn en yücesi, bütün varlıklann başlangıcı, insanoğlunun ata ve anası Tengere Kayra Kan’ın dünyayı ve isanlan yarattığını anlatır. Aynca Tengere Kayra Kan’ın bugün göğün onyedinci katında oturarak oradan evrenin kaderini idare ettiğini ve ondan sucur yoluyla üç yüksek tann meydana geldiğini belirtir. Bunlardan ilki Bay Ülgen’dir.

Eliade, Altaylılarda asıl büyük tanrnın Bay Ülgen değil, Tengere Kayra Han (Kayıncı Gök Han) olduğunu kabul etmektedir. Ona göre evrenin yaratılışı ve dünyanın sonu gibi konularla ilgili mitlerde Tengere Kayra Han daima ön plandadır.

Yaşar Çoruhlu, Türk Mitolojisinin Anahtarları, S. 21

Ülgen, insanların koruyucusu ve iyiliğin sembolü olarak Kayra Han tarafından yaratılmıştır. Kayra Han evrenden önce de vardı. Ama Ülgen evren ile birlikte var olmuştur, evrenin içini var eden ve düzenleyen Ülgen’dir. Türk mitolojisinin tektanrıcılıktan çoktanrıcılığa doğru gittiği görüşüne göre Ülgen, Kayra Han’ın iyi ve merhametli yönünü yansıtmaktadır. Gerçekten de Kayra Han giderek daha belirsiz olmuş veya Ülgen ile özdeşleşmiştir. Aynı şekilde Kızagan, öfkesini ve gücünü, Mergen’de bilgelik ve hikmetini almıştır. Yaratılış destanının bazı versiyonlarında Erlik’i Ülgen, bazılarında da Kayra Han cezalandırır. Bu durum özdeşleşme sürecinde bir geçiş evresidir.

Ramazan Volkan Çoban, Bilim ve Kültür, Sayı 1, Mart, 2013: S. 195

M. Eliade’ye göre, Yakutlarda Gök Tann’sının izi olan “Tangra Kayrakan” ile şaman çok fazla birbiriyle uğraşmazlar.

Kazaklar arasında Kayırhan bahşişi olan ve sonsuzluğa çare bulan şamanın adının “Kayrakan” olması da dikkat çekicidir. Bununla birlikte, Nevruz Bayramı ile ilgili şarkı sözlerinde “Kayrahan” denilen bir acıklı ruhun adının geçmesi de oldukça anlamlıdır. Aynca, şaman dualannda Eriik’in kendisi de “Kayra Han” adıyla anılır.

Celal Beydili, Türk Mitolojisi, S. 305

İyilik tanrısı. “Bay ülgen” olarak anılır. Göğün 16. katında oturur. Kayra Han’ın oğludur. Altındağ’da, altın kapısı olan altın bir sarayda yaşar. Altın bir tahtı vardır. Kayra Handan sonra ikinci derecede öneme sahiptir. Göğün hakmidir ve gök cisimlerini yönetir. Gök cisimlerinin her biri kendisine ulaşmak isteyen şaman için bir engeldir. En güçlü şaman bile en fazla Altınkazık’a (Kutup Yıldızı)
kadar ulaşabilir ve daha öteye gidemez. Astronomik ve meteorolojik olayların ilk kaynağıdır. Güneş, ay ve yıldızlardan (tüm gökcisimlerinden) çok uzakta yaşar. İyilik yapmayı sever. Yaşlı ve bilge bir görünümle betimlenir. Üç börkü vardır. Uzun sakallı ve uzun saçlıdır. Yanında büyük bir kalkanı bulunur, elinde şimşekler gönderen bir yayı vardır. Dallı budaklı topuzu Yaşam Ağacı’nın köklerine benzer. Yıldırımlar onun siahıdır ve bunlarla vrduğu yer kutsallık kazanır. Kendisi için parlak, gürleyen, yakıcı, şimşekçi gibi sıfatlar kullanılır. Mavi renkle simgelenir. Dünyayı taşımaları veya destek olmaları için üç tane balık yaratmıştır. Biri sağında ve diğeri solunda iki ak güneş bulunur. Biri ak, diğeri kara iki taşla gelerek (veya Korbolko kuşuyla göndererek) insanlara ateş yakmayı öğretmiştir. Ezeli ve ebedi kabul edilir. Evrenin başlangıcında yalnızca Ülgen ve Erlik vardır. Kaz ve kuğu kılığına girerek sonsuz suyun üzerinde uçarlar. Ülgen her zaman Erlik’ten daha güçlüdür ve yaptığı hileleri anlayarak onu cezalandırır. Birkaç yerde karısının adı “Taz Hanım” (Kel Hanım) olarak geçer. Bindiği hayan da Kelke adlı kel bir öküzdür. Üç, altı, dokuz ya da on iki yılda bir görkemli törenler yapılarak kendisine beyaz kısrak
kurban edilir. Komşu kavimlerden olan Vogullarda “Ulgon” adıyla tanınır ve ateşin kaynağı olarak görülür. Yedi kızı vardır ve hiçbirinin adları bilinmez. Yedi oğlu göğün yedi katını simgeler.

Ülgenin Oğullan
1. Karağus Han: Kuşlar Tanrısı.
2. Baktı Han: Lütuf Tanrısı.
3. Pura Han: At Tanrısı.
4. Burça Han: Zenginlik Tanrısı.
5. Yaşıl Han: Doğa Tanrısı.
6. Kanım Han: Güven Tanrısı.
7. Karşıt Han: Temizlik Tanrısı

Bahattin Uslu, Türk Mitolojisi, S. 331-332

Türklerin “Yaratıcı Tanrısı” Ülgen:

Bilhassa Altay Türklerinin Yaratıcı Tanrısı “Bay-Ülgen”in, diğer Türk lehçelerinde adının görülmemesine rağmen, diğer Türklerin de eski ve müşterek bir Tanrı tipini temsil ettiği söylenebilir. Adının başında bulunan “Bay”, beylik gösteren bir ünvandır. Asıl adı ise “ Ülgen”dir. Buradaki Bay ünvanı da, uzun zaman Altayları egemenlikleri altında tutmuş olan Kalmuk Moğollarının tesirlerini gösteren bir delildir. Radlof’un derlediği Yaratılış destanı, daha ziyade Uygur Maniheizm’inin tesirleri altındadır. Yerbitskiy ve Potanin’inkiler ise, daha orijinal efsanelerdir. Bu efsaneleri iyi okuduğumuz zaman, Ülgen’in, büyük Tanrı’nın tam kendisi olmadığını açık olarak görürüz. Nasıl Sibirya’nın kuzeyinde oturan Yakut’ların bir Ak-Yaratıcı’sı ve bir de bunların yardımcıları vardıysa, Ülgen de yardımcı ve ikinci derecede bir yaratıcı olarak görülüyordu. Meselâ ikinci efsanede Ülgen, ancak denizden çıkan Ak-Ana’nın tavsiyeleri üzerine yeryüzünü yaratabilmiştir. Kendi önüne bir taş fırlayarak gelmiş ve dünyayı bu taşla yaratmıştı. Bu taşı Ülgen’in önüne fırlatan kimdi? Eski Göktürklerin tek tanrılı, monoteist dinlerini önümüzde bir örnek olarak tuttuğumuz takdirde, bir çok kültürlerden tesirler alan bu efsaneleri daha iyi anlama yolunda, daha emin adımlar atmış oluruz. Gerçi Türklerin menşe efsanelerinin hepsinde, “Tanrı-Şeytan” ikilisi, hemen kendilerini başlangıçtan beri gösterirlerdi. Fakat birçok defalar söylediğimiz gibi, Türklerin Yaratılış destanlarında kuvvet muvazenesi, hep Gök Tanrısı lehindedir. Daha doğrusu tesirlere rağmen, monoteizme doğru gitme isteği, veyahut da eski bütün dış monoteist düşüncelerden kurtulamama sıkıntısı, kendisini açık olarak gösterir.

Tanrı Ülgen, Hürmüz gibi her bakımdan tam ve mükemmel, “Par excellence” bir varlık idi. Olgunlaşmış ve iyilikte kemalâta ermiş böyle Tanrı veya evliyalar için eski Türkler, “ Tükel Tengri” derlerdi. “Bilgi” yani eski türkçede bilig, bu olgunluğun, “Tükellig” in temel taşı idi. Bu sebeple eski farsçada “Hürmüz” ün adının anlamı da “ Bilgi, bilgili” sözlerinden gelmiştir. Tanrı Ülgen de her şeyi bilen, “Omniscient” bir varlıktır. Erlik, kendi dünyasını yaratmak için ağzında bir parça toprak saklamıştır ve Ülgen bunu derhal farketmiştir. Ayrıca Tanrı Ülgen’in konuşmalarının hepsinde derin bir fikir ve felsefe vardır. Tanrı Ülgen, Türk Maniheizm’inde olduğu gibi, insanların idaresi için gerekli olan “Yüce Kanunu” da kendisi yaratmıştır. İnsanların takip etmesi gereken adalet kanunlarını, fazilet yollarını, söylenecek iyi sözleri, iyi işleri, iyi düşünceleri, yalancı ve aldatıcı kötü ruhlardan kaçınmağı, hep o yapmış ve göstermiştir. Tanrı Ülgen’in bu görevlerini de, Yaratılış destan’mda yaptığı konuşmalardan anlıyoruz.

Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi 1, S. 426-427

Ülgen hakkında kısa bir derleme olarak aşağıdaki metini okuyabilirsiniz:

Ramazan Volkan Çoban - Türk Mitolojisinde İyilik Tanrısı Ülgen'in İnanıştaki Yeri, Tasviri ve Kökeni

Kötülüklerin kaynağı olarak görülen tanrıdır. Kara bir güneşle aydınlatıan yeraltında akan ırmağın kenarındaki yüksek bir dağın eteğinde kırk köşeli taş veya demir sarayında yaşar. Tılsımlı çelik bir mızrağı vardır. Saçları, gözleri ve kaşlarıyla atı karadır. Kara renkle simgelenir. Kendisine kara at kurban edilir. Çatal (çifli) sakalı dizlerine kadar uzamıştır. Boynuzları ağaç kökerine, bıyıkları yaban domuzunun dişlerine benzer ve kıvrılarak kulağına asılmıştır. Yatağı kunduz derisindendir. Kadehi insan kafatasındandır. Kamçısı karayılandandır. Körüğü, çekici ve örsü vardır. Çenesi tokmak gibidir. Gözkapakları bir karış, saçları dimdik, yüzü kan renklidir. Vücudu yılanlarla kaplıdır. Bıyığı kvrılarak kulağına asılmıştır. Eyerlenmiş domuz boynuzlu dokuz boğasının sırtında yolculuk yapar. Gümüş bir tahtı bulunur. Yassı demirden bir kalkan taşır. Kılıcı geniş ağızlı bir paladır. İhtiyar ve çirkin bir görüntüye sahiptir. Erlik bilgisiz ve yıkcıdır. Düzen ve barış istemez. Huzura karşıdır, yeryüzünü karıştırmak ister. Sonsuz karanlıkların içinde yaşar. iradesi yoktur. Erlikin yeryüzüne çıkışıyla aleme aniden karanlık çöker, rüzgar eser, fırtına kopar, yer sarsılır. İki köpeğinin adları Kazar ve Pazar’dır. Kötü ruhların tamamı onun egemenliği altındadır. Pora Ninci ve Kara Ninci adlı iki yardımcısı vardır. Kayra Han ilk önce onu yaratmış ve onun aracılığıyla da yeryüzünü, dağları, vadileri meydana getirmiştir. Fakat kendisine başkaldırması üzerine, ona “Erlik” adını vererek gökzünden yeraltına atmıştır. Başka bir efsanede evrenin başlangıcında yalnızca İyilik Tanrısı Ülgen ve Kötülük Tanrısı Erlik vardır. Kaz (veya kuğu) kılığına girerek sonsuz suyun üzerinde uçarlar. Erlik yaptığı kötü işler nedeniyle tanrı Ülgen tarafından “Kötülük yaptın, senin halkın da hep hileciler, kötüler olsun” denilerek ilençlenir. Bir söylencede Kuday (Tanrı) yerden dokuz dallı bir çam ağacı büyüterek her dalında değişik bir ırkan insan türetmiştir Erlik gidip bu insanları baştan çıkarır. Elley ve Ecey adlı ilk insanları yasak ağacın meyvelerini (veya yasak dallardaki meyveleri) yemeleri için kandırır. Bunun için de yılanı kullanır. Tanrı durumu fark eder ve Erlik’i sonsuza dek yeraltına sürgüne gönderir. Ayrıca Kuday sinirlenerek Ecey’e “Sen sözümü dinlemedin bundan sonra doğum sancıları çekesin” der. Yılana da “Sen sözümü dinlemedin, bundan böyle yerlerde sürünesin” der. Elley’e “Sen sözümü tutmadın, ailenin sorumluluğunu yüklenesin” diye ilenir (lanetler). Bunun üzerine hepsini huzurundan kovar ve dünyaya gönderir. Bir başka rivayette yeryüzü yaratılırken sonsuz suların içinden toprak (balçık) çıkarma görevi ona verilmiş fakat Erlik ağzında kendisi için bir parça toprak saklamıştır ve anlaşılınca cezalandırılmıştır. Bazı yaratılış efsanelerinde cezalandırılan bu varlık ördektir ve o da toprağı ağzında saklamıştır. Macar efsanelerinde Aran Ata ördeğin bacaklarını kırdığı için paytak kalmıştır ve bu mitolojide Erlik’e eşdeğer olan “Ördög” adının “ördek” (Altayca “örtök: Kırgızca “ördök”) sözcüğüne benzemesi de bu bakımdan ilgi çekicidir. 1980 yılında Moğolistan’da bulunan bir dinozora Erlikosaurus adı verilmiştir. Çünkü onun yeryüzüne çıktığı zaman cezalandırdığı mamutlarını anımsatmakadır.

Dokuz kızının hiçbirinin adı bulunmaz. Dokuz tane de oğlu vardır.

Erlikin Oğulları:
1. Temir Han: Demir Tanrısı.
2. Karaş Han: Karanlık Tanrısı.
3. Matır Han: Cesaret Tanrısı.
4. Şıngay Han: Kargaşa Tanrısı.
S. Kümür Han: Kömür Tanrısı.
6. Badış Han: Felaket Tanrısı.
7. Kerey Han: Ara Bozuculuk Tanrısı.
8. Yabaş Han: Bozgun Tanrısı.
9. Uçar Han: Haber Tanrısı.

Bahattin Uslu, Türk Mitolojisi, S. 236-238

Genel Altay mitolojisinde sıkça rastladığımız bir motif. Mitolojik bir varlık olarak çizgilerini, daha çok Güney Sibirya, Altay Türklerinin ve Moğol halklarının mitolojik görüşünü aksettiren materyallerde korumuştur. O, Moğol şaman metinlerinde “Erlik Tanrı” diye adlandırılır. “Erlik” motifiyle ilgili inancın izlerine, Macar Kıpçaklarda da rastlanır.

Sözlüklerde bazen adına “Yeraltı saltanatının hakimi” anlamıyla, “Yerlik Ayna”, bazen de “Erklik” olarak rastlanan bu varlık, bir görüşe göre adı ve işlevleri bakımından, Sümerdeki “Yereşkigal’a karşılık gelir. “Yereşkigal” yeraltı dünyasının ağası sayılır. Bu varlığın adı “Yer-eşki-kal” şeklinde, “Yer dünyasının sahibi” gibi anlamlandırılır. Sarı Uygurlarda da “Erlik-Yerlik” adı genellikle ölüler saltanatı, hayat değiştirenlerin yurdu anlamında kullanılmıştır. “Yerliktin Hanı” (Yerliğin Büyüğü), ölülerin kaldıkları yerin ağasıdır.

Adına ayrıca, “Erlik Han”, “İrlik” (Hakaslarda) ve benzeri şekillerde de rastlanan bu motif hakkındaki görüşler, Güney Sibirya’da, Minusinsk Tatarlarından kalan bir mitolojik metinde, “Ölülerin hanı imiş Irle Han adlı bir han” denilir. Buradaki “İrle Han” adı eski Türkçede “yer, yurt” demek olan, “irle, erle” sözcüğüyle ilgili görünse de adın “Erlik-Yerlik” olarak bilinen bu mitolojik varlıkla ilgili olma olasılığı daha yüksektir.

Türk mitolojik metinlerinden anlaşıldığına göre o, ilk insan kültünün kurucusu, yaratıcısı ve ilk icracısıdır. Onun Türk mitolojisiyle köklü bağlılığı, bazı araştırmacılar tarafından şüpheyle karşılanmıştır. Türk mitolojisinde, Ulu Ana’nın transformasyona uğramış ve birkaç konumdan geçmiş şekillerinden biri gibi olan “Eriik”in varlığı, eski yazılmış Orhun abidelerinin, Yenisey metinlerinin ve “Irk Bitig”in dikkatli bir şekilde tekrar okunmasından sonra tam olarak kanıtlanmış sayılabilir. Ancak, geniş Avrasya kültürü zemininde olması onu, eski Türk tanrıcılığına bağlasa da bu motifin köklü bir şekilde Türk orijinli bir mitolojik varlık olduğu fikri, birçok araştırmacı tarafından yapılan çalışmayla henüz kesinlik kazanmamıştır.

“Erlik” sözü, Sagay efsanelerinde yeraltında bulunan bütün demonik güçlere verilen genel bir addır. Bu şeytanî güçlerin liderlerine de Erlik Han adı verilir. Onu bazen Ata, bazen de Bey diye de adlandırırlardı. Altay şaman dualarında ise “Kayrahan” adıyla da anılmıştır. “Erlik Kağan”, Eski Türkler arasında Budizm’in ve Budist edebiyatının yayılmasından sonra Budizm’deki yeraltı saltanat hakimi Yama’nın unvanı olarak kullanılmıştır. Ancak bu, Erlik Han’ın tek başına Budist-Lamaist görüşlere bağlı olduğu anlamına gelmez. Buryatlarda ahret dünyasının yeraltı saltanatının sahibi “Erlik Han” adını taşımaktadır ki “Erlik” adı ile aynı kökten olduğuna şüphe yoktur. (“Erlik” , Buryatçada “kan içen” anlamında kullanılır)

Yakutların eserlerinde de Erlik, yeraltındaki uçsuz bucaksız derin sular saltanatının, mavi denizlerin sahibi olan bir ruhtur. Fakat, Saka Türklerinin Şamanist görüşleri ile ilgili verilen bir bilgide “Erlik” adıyla hatırlanan bu varlık, derin sular saltanatı değil ışıklı gök ruhları arasında sayılır.

İlk insanın, bir de ulu ata işlevi vardır. Bu bakımdan “Erlik”, insanlığın yaratıcısı sayılabilir. Altaylarda ilk insan olarak bilinen, başlangıçta Ülgen’in dostu olduğu söylenen, “Erlik”, aynı anda ilk şaman sayılmaktaydı. Bazı geleneksel Altay inanışlarına göre onu Ülgen’in kendisi yaratmıştır. Diğer bir bölümde ise onların kardeş olduğu yazılmaktadır. Adaylara göre dünyayı yöneten “iyi başlangıç” olarak bilinen Ülgen’den farklı olarak, O, “kötü başlangıcı” temsil ediyor. Aralarındaki mücadele ise insanların canı içindir.

“Kara Nine” denilen kötü ruhlar, “Erlik”in buyruğu altında yaşarlardı. Bu yüzden de Altaylarda, en büyük felaketler en ağır hastalıklar onun adına bağlanırdı. Hatta, “Erlik” hakkında düşünen birine hastalık saracağına inanılırdı. İnanışa göre Ölüm Meleği, Cehennem Ruhu, yeraltı saltanatı hakimi “Erlik Han”, yeraltı dünyasındaki ırmağın kenarında, yüksek bir dağın eteğinde, kırk köşeli taş bir evde yaşar. Altayların iplik gibi düşündükleri ruhu da o keserdi. “Erlik’ e giden yolda, “Pudak” adında engeller vardır. Şaman bu engelleri büyük zorluklarla aşabilir. Altaylarda, “Erlik”i temsilen bir put olmadığı gibi, onun resmini çizmek de yasaktı.

Hikâyelerde, “Erlik”, bir ihtiyar görünümünde tanımlanmıştır. Onun çelik mızrak şeklinde bir tılsımı olduğuna inanılırdı. Bu mızrak, herhangi bir ölümlünün eline geçtiğinde o insan, bu tılsımın yardımıyla, tüm düşmanlarının üstesinden gelebilirdi. Kaçinlerden toplanmış mitolojik metinlerden anlaşıldığına göre ise “Erlik”, dünyanın yaratılış sürecinde de rol oynamıştır. O, Şorlarda yeraltı dünyasında yaşayan varlıkların lideri sayılırdı. Türk haklarının görüşüne göre şaman, ölünün veya hastanın ruhunu geri getirmek için yeraltı dünyasına gittiğinde, yüzünü “Erlik’e gösterirse ölür. Tuvalara göre “Erlik”, işi gücü insanlara zarar vermek olan bir varlık değildir. Tuva-Kijilerde de yeraltı ölüler saltanatının sahibi sayılan “Erlik”, görünüş itibariyle Kazakların “Albastı”sına benziyor. Kazakların “Albastı”sı, çok iri ve uzun göğüslerini omuzları üzerinden arkasına atarak gezen bir yaşlı kadın görünümünde betimlenir.

Altay Türklerinde, “Erlik Haan” adını taşıyan bu varlık, en kötü ruhlardan sayılmıştır. Epik metinlerdeki yaklaşıma göre, onun göz kapakları bir kanş, yüzü kan gibi kıpkırmızı ve saçları dim diktir. “Erlik Haan” , yeraltı dünyasının ağası, karanlık dünyanın büyücüsü sayılır. Kötü bir insan öldüğü zaman onun ruhu “Erlik”in saltanatına düşer. Onun elinde, yeşil demirden bir kılıç ve insan kemiklerinden yapılma bir asa vardır. O bir şey içmek için, insan kafatasını kullanır. Bedenini baştan aşağı yılanlar sarmıştır. Bir yerden başka bir yere giderken, domuz boynuzlu öküzün sırtında gider.

Şaman övgülerinde “Erlik”in kızları, utanmak bilmeyen, çirkin ve ahlaksız olarak betimlenir. Onun dokuz kızı var ve bunlardan hiçbirinin de adı yoktur. “Erlik”in kendisi de kötü ruhların lideri sayılır. “Körmos” , “Yeek”, “Aza”, “Şulmus” ve “Yetker” gibi bütün kötü ruhlar, onun hükümranlığı altındadır.

Altayların inanışlarına göre “Erlik”in, insanlardan istediği başlıca bir şey var: kurban. Eğer insanlar kurbanlarını zamanında verirlerse, onlara zarar vermek yerine, diğer kötü ruhlardan korunmaları için oğullarını onların yardımına gönderir. Altayların inanışına göre, her köyün kapısını, onun bir veya iki oğlu korur. Şamanların birçoğu, onu ve oğullarını yardımcı ruhlar olarak görürler. “Erlik” ve onun saltanatının Altay metinlerindeki görüntüsü, Şamanizmdeki görüntüyle uyuşur. İşlevleri bakımından karışık gibi görünen “Erlik”, aslında karışık değildir. Bu karışık görünüm, motifin kendi kendine şekillendirdiği ve kendini oluşturan geleneksel sistemde geçirdiği evrimin sonucudur.

Zaman zaman, beyaz sakallı ihtiyar bir din adamı olarak düşünülen “Erlik”, Tuva-Kijilerin görüşlerine göre de kadın görünümünde olup, uzun göğüsleri olan Al Anası’na benzer bir varlıktır. Altay Türklerinin görüşlerinde de “Şulmuslar”, hem kadın ve hem erkek görünüşünde düşünülmüşlerdir.

Sayan-Altay halklarının inanışına göre, ölüler saltanatının sahibi olan “Erlik”, tek gözlü, balina gibi biri değildir. Ancak anormal derecede uzun kirpikleri gözlerinin üstünü örtmüştür. Yakut demonolojisinde, yeraltı dünyasının hakimi “Arsan Duolay” da böyle betimlenenlerdendir. Altay kahramanlık destanlarındaki, tek gözlü Kahraman Erliğin her gelişiyle âleme karanlık çöker, rüzgâr eser, fırtına kopar ve yer sarsılmaya başlar. Bu durum, demonik gücün, yeraltı ölüler saltanatının hakimi olması işlevine uygun düşmektedir.

Kazak hikâyelerinde, yeraltı saltanatının hakimi olan mitolojik motif de eski Türklerdeki “Erlik”in birçok izini koruyup, saklamıştır. Yer-Töstük hikâyelerinde yeraltı dünyasının hakimi, “Temir Han” taşır. Altayların mitolojik dünya görüşlerinde ise “Temir Han”, “Erlik”in oğullarından birinin adıdır. Sibirya Türklerinde yeraltı dünyanın tanrısı sayılan “Yerlik”in, Altay inanışlarına göre, ejderha görünümünde betimlenen ve insanların canlannı alan yedi oğlu vardır. “Erlik”in oğullarının adlarındaki sözcükler, onların değişken tabiatlı olduklarını gösterir.

“İlk İnsan” sureti ile karşılaştırılan ve önceleri Ülgen’in dostu olduğu söylenen “Erlik”in, daha sonraları göklerden yere, oradan da yeraltına indirildiğine dair bir yorum vardır. Hiç kuşkusuz bu yorum, mekânik dünya görüşü sayesinde ortaya çıkmıştır ve motifin, anlamsal yapısını açıklayamıyor. Aslında “Erlik”in, gökten yere atılması ve ilk insan veya insanlığın ecdadı olması, tam bir dönem oluşturur. Değişime uğrayan Altay metinlerinde, hatta işgalci bir han olarak ortaya çıkan “Erlik”in gökten yere atılması motifi, “Tanrı Evladı” denilen gök oğlunun yere atılmasıyla benzerlik gösterir. Bu bakımdan da Yakutların Tanrı tarafından göklerden yere kovulmuş “Tenha Adam” motifleriyle kıyaslanabilir.

Celal Beydili, Türk Mitolojisi Ansiklopedik Sözlük, S. 197-201

Erlik hakkında kısa bir derleme olarak aşağıdaki metini okuyabilirsiniz:

Ramazan Volkan Çoban - Türk Mitolojisinde Kötülük Tanrısı Erlik'in İnanıştaki Yeri, Tasviri ve Kökeni

Göklerde bulunur, yeryüzüne inmez. Görevi, Ülgen’e kurban sunmak üzere göklere çıkan kamı Demir Kazık (Altın Kazık, Kutup Yıldızı) yanında karşılamak ve Suyla ile görüşüp kamın isteklerini Ülgen’e bildirmektir. Sunulan kurbanı da alarak altın tahtında oturan Ülgen’e takdim eder. Unvanı, Ülgen Bey’in elçisidir.

Kurban tanrısı. Ülgen’e en yakın konumda tanrıdır. Gökyüzünde yaşar. Şamanların trans halindeyken getirdikleri kurbanları alarak Ülgen’e götürür. Çünkü Şaman en fazla Altınkazık Yıldızı’na (Kutup Yıldızı) kadar ulaşabilir ve daha ileriye gidemez. Kurbanları kendisine teslim eden Şamanlaraysa kaz (olasılıkla düşünsel ilham) hediye eder ve onlar da bu kaza binerek geri döner.

Bahattin Uslu, Türk Mitolojisi, S. 329

Şamanın kurbanını baş tanrı Ülgen’e ileten ve bu tanrının elçisi sayılan ruhtur; yeryüzüne inmediği için şamanı gökte karşılayarak onun dileklerini Ülgen’e ulaştırır. Sunulan kurbanı da alarak altın tahtında oturan Ülgen’e takdim eder. Böylece Altınkazığa (Demirkazık / Kuzey yıldızı) kadar gelebilmiş olan şamana geri dönerken üzerine bineceği bir kaz verilir. Şaman ve eşlikçileri (Suyla, Karlık ve Yayık), Budist ve diğer Asya mitolojilerinde tanrıların / ruhların ya da önemli kişiliklerin bir hayvanın sırtında bir yerden bir yere uçması ya da gitmesi gibi bu hayvanın sırtına binerek yeryüzüne inerler.

Yaşar Çoruhlu, Türk Mitolojisinin Anahtarları, S. 32

Suyla, insanın yerdeki muhafızıdır. At gözlüdür (at karaktuu Kaan-Suyla). Ancak otuz günde ulaşılabilecek uzaklıktaki yerleri bile görebilmektedir. Bazı şamanlar Suyla’yı at gözlü atmaca şeklinde tasavvur etmektedirler (at karaktuu mörküdüm). Suyla, gökyüzünde yaşayanlar grubuna dahil olup ayın ve güneşin parçası olarak adlandırılmaktadır (Ay künün) kırkını). Onun görevi insanların hayatını kontrol etmek ve herhangi bir değişiklik olduğu zaman onu bildirmekten ibarettir. Bundan dolayı ona iki dilli ve kekeme denir (eki tildüü Kaan-kele). Suyla, ayin sırasında şamanı kötülüklerden koruyarak, ona gökyüzü ve yeraltı âlemine yolculuğunda eşlik etmekte ve Yayık ile beraber kurbanlık hayvanı şu ya da bu yere götürmektedir.

A. V. Anohin, Altay Şamanlığına Ait Materyaller, S. 14

At gözlü kartal da denen bu tanrı/ruh yine göksel ruhlar sınıfındandır; insanları korur ve onların arasında yaşar. Su, ay ve güneşin parçalarından yaratılmıştır. Altaylılara göre bu ruh insanın hayatını değerlendirir ve hayatında gerçekleşecek değişiklikleri haber verir. Bu yüzden ‘iki dilli kekeme han’ (eki tildüü kaan-kele) adı verilen bu göksel ruha, bu bilgilerin derlendiği yıllarda rakı saçısı yapıyorlardı. Ayrıca Yayık’la birlikte kurbanın canını Ülgen’e götüren bu ruh, esrik yolculuğunda şamanı, yolundan çevirmek isteyecek kötü ruhlardan korur.

Yaşar Çoruhlu, Türk Mitolojisinin Anahtarları, S. 31

Suyla ile birlikte görünen ve onunkine benzer görevi olan bir ruhtur. İşareti büyük olasılıkla dumandır; çünkü Anohin’in derlemesine göre onun adına, çadırın tepesindeki açıklıktan ocakta bulunan ateş üzerine duman çıkması için su serpilir.

Yaşar Çoruhlu, Türk Mitolojisinin Anahtarları, S. 31-32

Eski Türk panteonunda yer alan, çok iyi tanıdığımız az sayıdaki tanrıdan (-»Tanrılar) biridir. Bu sözcüğü zikreden Kâşgarlı Mahmud, onu “plasenta” olarak tercüme etmektedir. Nitekim Umay, gerçekten böyle bir işlevi yerine getirmektedir. Plasenta ile yakın ilişki içindedir; yeni doğmuş olanları korumakta ve belki de bir doğurganlık tanrıçasının, hatta bir ana tanrıçanın işlevini yerine getirmektedir. Umay, kiremitten yapılmış kısa Ulan Bator Yazıtında “haram”, “imparatoriçe” anlamına gelen hatun sıfatını taşımakta ve hanım, yani hükümdarın, göğün (—»Tengri) yanında yer almaktadır. Tonyukuk Yazıtında ise, Umay aynı zamanda hem gök tanrı hem de kutsanmış yer-sub beraberliği (“—»Yer ve —»Su”) ile birlikte anılmaktadır. Bunlar, ordu komutanının iradesi üzerinde baskı kurabilmek için birleşmişlerdir. Kültigin Yazıtından, imparatoriçenin Umay’a benzediğini öğrenmekteyiz. Aynı şekilde Türkçe Turfan metinlerinde de geçmekte ve Kıpçaklar tarafından bilinmektedir. Umay’ın yer ile olan benzerliği, gök ile olan olası bir düalizm vs. konusunda çeşitli varsayımlarda bulunulmuştur. Kâşgarlı Mahmud taşları tekrar yerli yerine oturtmakta ve “Eğer Umay’a tapınılırsa, bir çocuk dünyaya gelir” diyerek, konuyu anlamaya oldukça katkıda bulunmaktadır.

Jean Paul Roux – Eski Türk Mitolojisi, S. 134

İyilik tanrıçası. İyiği simgeleyen kutlu bir varlıktır. Bazen yaşam tarıçası olarak da tanımlanır. Doğacak çocukları belirler. Üç boynuzlu olarak betimlenir. Beyaz elbiselidir ve yere kadar uzanan gümüş saçları vardır. Etrafına ışık saçar. Görünümü orta yaşlıdır. Kuş klığına bürünebilir ve kanatlıdır. Yaşam Ağacı’nın sahibidir. Yeryüzüne bereket dağıtır. Kimi zaman kızarak insanları korkutabilir. Çocukların koruyucusu olarak da anılır. Çocuğu olmayanlar kendisine kurban adarlar. Hamile kadınları ve yavru hayvanları da korur. Gökyüzünde yaşar, ancak bazen yeryüzüne iner. Yanında bir buğu (ceylan) veya zarif bir geyikle dolaştığı söylenir. Sıklıkla çocuk ölümlerinin yaşandığı evlerde onun korumasını çektiğine inanılır ve bu hallerde kendisine “Kara Umay” diye hitap edilir. “Taskıl Umay” (Kel Umay) olarak adlandırıldığı da olur, ancak yapılan betimlemelerde uzun saçları olduğu dikkate alındığında ara sıra büründüğü bir görüntü olduğu söylenebilir, çünkü kellik bir güç ve zeka simgesidir. Ayrıca kendisine ithafen “Taskıl Umay” adlı bir dağın varlığı da bilinmektedir. Mavi veya beyaz kuş kılığına girebilir. Adının “Humay” biçimindeki söylenişi ise “Hüma Kuşu” ile ilişkilendirilir. Amma Hanım adlı tanrıçayla bağlantılı olduğu öne sürülmektedir.

Bahattin Uslu, Türk Mitolojisi, S. 329

Şamanizmin panteonunda Ülgen’in ak kızlarından başka birkaç iyi dişi ruh vardır. Altaylılarda Umay, Ana Maygıl, Ak ene, Yakutlarda Ayısıtlar bunların belli başlılarıdır. Altaylılara göre Umay çocukları ve hayvan yavrularını koruyan dişi tanrıdır.

Yakutların inançlarına göre Ogo Imıta denilen bir ruh vardır. Harfi harfine çocuk Imısı demektir. Bu Imı bir kuş şeklinde çocuğun başı üzerinde döner ve bununla çocuğun nesli bereketli olacağını haber verir. Imı kelimesinin başka bir anlamı da korunma silahı, tılsım, muskadır. Yakut mitolojisindeki bu Imı ruhunun Umay olduğu muhakkaktır.

Umay adına Türk edebiyatında ilk defa Göktürk yazıtlarında rastlanır. Umay’a Ağ Ana da denir. İlginçtir ki bu isim Albastı motifinin aynısı olan Ağ Kadın’ın ismine oldukça benzemektedir. Zaten hem Umay hem Al Karısı ateş ve güneş ile ilişkilendirilmektedir.

V. Radlov ve diğer yazarların sözlüklerinde “Yaratan, Yaratıcı: Tanrı, Allah” anlamlarıyla Türk lehçelerinde kullanıldığı gösterilir. Teleut ve Altaylann geleneksel görüşlerine göre, “Yayacı-Yayucı” göğün dördüncü (bazılarına göre de beşinci) katında yaşayan güçlü bir varlığın adıdır. O, çocuk yapmak için insanlara kut gönderen bir güçtür. Teleutlara göre göğün dördüncü katında yaşayan “Enem D’ayuçı” (Yaratan Ana), körpe çocuklara kut verir. Onların inanışına göre, körpe çocuğun uykusunda gülmesi, Payana veya “Yayacı”nın onunla oynadığını gösterir.

Karaçay-Balkarlarda “Yayucı” adı, yer iyesi olan Cer Teyri’nin diğer bir adı olarak “D’auçe” şeklinde korunup kalmıştır.

Celal Beydili, Türk Mitolojisi Ansiklopedik Sözlük, S 603.

Yayuçı hakkında beyaz saçı olduğuna dair net ifade mevcut değil. Ancak Fuzuli Bayat “Umay’ın fonksiyonunun ayrı ayrı isimlerle bilinen can veren ruhlar tarafından paylaşıldığını” tespit etmiş. Yayuçı da bunlardan biri. Umay için de şunu söylüyor: “Mitolojik Ana’nın esas sıfatlarından biri olan beyaz saçlılık (…) çocuk, doğum ve loğusa kadınların koruyucusu olarak şekillenen Umay’ın da esas renk sembolüdür. (…) Mitolojik Ana kompleksinden çıkan Yer-Su, Umay ve diğer koruyucu ruhların beyaz saçlı olarak bilinmesi beyaz rengin yaşam simgesi olması, temizlik fonksiyonu arz etmesi ile ilgili olup Mitolojik Ana’nın çevrilmeleri olduğunu kanıtlamaktadır.

Fuzuli Bayat, Türk Mitoloji Sistemi, S. 47.

Bir çocuk doğacağı zaman Tanrı Ülgen oğluna emir verir, o da “Yayuçı” yani, yaratıcılardan birine bu işi havale ederdi. Yaratıcı, bu Süt Ak Göl’den ruh alır ve doğan çocuğa verirdi. Başka Altay söylentilerine göre, “Enem Yayuçı,” yani Anam-Yaratıcı göğün beşinci katında oturur ve insan ruhlarının tek hâzinesi olan Süt-Ak-Göl’ün işlerine bakardı. Doğacak çocuklar için ruhu gönderen de o idi. Bunun için Altay Türkleri ona bir hükümdarlık ünvanı da verirler ve Hanı-Anam Yaratıcı (Kan-Enem-Yayuçı) derlerdi.

Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi 1, S. 571-572

Altay Türklerine göre insanın ruhu (kut), doğmadan önce gökte bulunur. Teleütler çocuğa ruh veren Enem Yayuçı’nın göğün dördüncü katında yaşadığını söylerler. Denildiğine göre, çocuğun ruhu kırmızı bir kurt biçiminde annenin bedenine girer. Doğum tanrıçası çocuğun ne kadar yaşayacağını da saptar. Onlarca üçüncü kat gökte bulunan ve hayvanlara can veren Ermen Kan adında başka bir tanrısal varlık daha vardır. Radloff Altaylıların doğumla ilgili inanışları hakkında oldukça geniş bilgi verir. Altaylılara göre Ülgen, çocuğun doğması için oğlu Yayık’a emir verir. Bu da göğün beşinci katında bulunan ve dişi olarak düşünülen Yayuçı’ya “yaratıcı” babasının emrini aktarır. Nihayet Yayuçı da gökteki süt ak köl’den (süt akı göl) canı alarak çocuğu doğurtur ve yaşamı boyunca ona yardım eder.

Bahattin Uslu, Türk Mitolojisi, S. 119

O çocuk yapmak için insanlara kut gönderen bir güçtür. Dişidir. Şaman ona anam diye hitap eder.

Abdülkadir İnan, Tarihte ve Bugün Şamanizm. S.106.

Yakutlarda çocukların koruyucu ruhu olarak bilinen, çocuğa can veren ve yeni doğmuş kadının yardımına gelen mitolojik bir varlık. Eski şamanların mitolojik inanışlarına göre, gökte süt gölü vardır. Güzellik İlahesi “Ayıısıt”, bu gölden bir damla su ve süt getirip çocuğun boğazına döker. Bu damla, çocuğun ruhu ve canı olur. Böylece de “Ayıısıt”ın gücü sayesinde, hayatın devamlılığı temin edilir. İnanışa göre, hamile kadın doğum arifesindeyken, göze görünmeden gökten inip gelir ve hamile kadının doğum ağrılarını hafifletmek için, onun yanı başında durur. Çocuk doğduktan üç gün sonra da yurdu terk edip gider. “Ayıısıt” merasimi sırasında bir kadının yüksek sesle gülmesi, “Ayıısıt” ilâhesinin ona iyi şeyler vereceğinin bir işareti sayılırdı. Ve bu işaretle, o kadının bir süre sonra hamile kalacağına inanılırdı.

Çığırgan kuğu kuşuyla, kutsallık renginde olan beyaz turna, ilâhe “Ayıısıt”ın temsilcisi sayılmışlardır. Bir görüşe göre, adının anlamı, “yaratan, yaratıcı (kadın)” demek olan “Ayıısıt”, “Umay’ a verilen adlardan biridir. “Ayıısıt’ın, Yakutlardaki görünüşü, Altay Türklerinden olan, Kaçın, Teleut ve Şorlardaki, “Umay” görünüşüne ve ayrıca Kıpçak boylarındaki, “D’ayıkın”ın görünüşüne uyar. Araştırmacılara göre, “Ayıısıt” adı, Altaylardaki, “D’ayuçı” (Yayuçi) adıyla aynı köktendir. Her ikisi de “Yaratıcı, yaratan” anlamına gelen bu adlar, aslında “Yaratılışın başlangıcı ve “yaratıcı başlangıç” anlamına gelen, “Ayıı” sözcüğünün köküne dayanır.

Celal Beydili, Türk Mitolojisi Ansiklopedik Sözlük, S. 77-78

Tüm aracı ruhlar arasında ilk sırayı Yayık alır. O gökyüzünde yaşayan bir ruh olup Ülgen’in varlığının bir parçasıdır.

Ayas Kaanın ülegi, (Ayas Kaan’ın (Ülgen’in) parçası)
Aydın künün ülüü (Ay ve güneşin parçası)

Yayık yerde, insanlar arasında yaşamaktadır. Ülgen onu gökyüzünden insanı tüm kötülüklerden koruması ve tüm canlılara hayat vermesi için göndermiştir. Bundan dolayıdır ki o dualarda Kuday (Tanrı) adıyla göklere çıkarılmaktadır. Ama yine de Yayık’ın en önemli rolü insan ve Ülgen arasında aracı olmasıdır.

Altaylılar Yayık’a özel saygı gösterirler. İlkbaharda, kısrakların ilk sağılan sütü ile yulaf ununu karıştırıp lapa (potko) hazırlayıp Yayık’a saçı saçarlar. Bu törene Yayık kaldırma (Yayık çıgarar/ Yayık’ı yüceltmek) denir. Bunun yanı sıra, bu törende gelecek yıl için de öncekilerde olduğu gibi, nimetler dilenir. Ustügü ayini yaparken şaman Yayık’ı çağırır ve onun eşliğinde kurbanını Ülgen’e götürür. Yayık’on yardımı ve rehberliği olmaksızın şaman göklere çıkamaz.

Yayık’a, beyaz bir kumaş parçasından kurdeleli bir tasvir yapılır. Bu tasvire beyaz şeritten baş, kulak, kol, ayak ve kuyruk yapılır. Ayaklarına kırmızı şeritten kurdele dikilir. Bu kuklalar yirmi otuz arasında olur. Hepsi beyaz kıldan örülen bir ipe bağlanarak ayılın arkasındaki iki kayın ağacına gerilir.

A. V. Anohin, Altay Şamanlığına Ait Materyaller, S. 13-14

Yayık insanlarla Ülgen arasında aracılık yapar. İnsanları kötü ruhlardan korur. ”Ayaz-kandan (Ülgen’den), ay ve güneşten bir parçadır.” Yayık, Suyla, Karlık ve Utkuçı ile birlikte Ülgen’in hizmetinde ve iyi tanrılar panteonunda ileri gelen ruhlardır. Şaman dualarında Yayık şöyle tarif edilir. “Ülgen Bey’in emirberidir; kızıl bulut sırmalıdır; dizgini ebekuşağıdır; kamçısı boz alev. Gökten haberler alır.” Ayin sırasında kam göklere kurbanın canını götürürken Yayık’ın himayesinde gider. Yayık rehberlik etmezse Kam göklere çıkamaz.

İnsanları kötülükten koruyan ve hayat veren bu ruh, tanrı Ülgen tarafından gönderilmiş ve ondan sudur etmiş göksel bir ruhtur. Ayrıca insanlarla Ülgen arasında elçilik görevi görür. İnan’a göre şaman dualarında Yayık, Ülgen’in emir eri, kzıl bulut sırmalı, dizgini gökkuşağı, kamçısı boz alev olan gökten haberler alan bir tanrıdır. Ayrıca toplulukların ve kişilerin yaradılışında yardımcı olmuş, aile ocağına şekil vermiş Ak Yayık olarak da anılır. Yine İnan’a göre Yayık rehberlik etmezse şaman göklere çıkamaz. Ancak bu durum tartışmalıdır; çünkü şamanın göğe çıkmasına yardımcı başka tanrılar ve ruhlar da bulunmaktadır; Yayık’a atfedilen çeşitli özellikler başka tanrılara da atfedilir.

Anohin, Altaylıların Yayık dediği tanrıdan daha ayrıntılı söz eder. O kötülüklerden korumak, hayat vermek için insanların arasına gönderilmiştir ve onlarla birlikte yaşar; bu nedenle Kuday adıyla da anılır. Ülgen’le insanlar arasında aracılık yaparken şamanı kullanıp kullanmadığı sorusuna yanıt aramak yersiz olur; çünkü insanlar arasında yaşıyorsa, bu aracılıkta şamana ihtiyaç yoktur. Bu da büyük bir olasılıkla şaman unsurunun bu inanışa daha geç dönemde eklendiğini gösteriyor.

Öte yandan yine Anohin’in Yayık kaldırma töreni dediği saçı töreni de ilgi çekicidir. Tören ilkbaharda, davarların ve kısrakların sağılan ilk sütüyle bulgurun karıştırılmasından oluşturulan lapanın saçılması şeklinde yapılır. Bunun baharın gelişini kutlama (Yeni Gün/Nevruz) uygulamalarıyla ilişkisi olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim bu törende de gelen yılın faydalı olması temenni edilir.

Anohin’in şu tespitinin de etnograflar ve sanat tarihçileri için önemli olduğunu düşünüyorum:

Yayık namına beyaz kumaştan tasvir (put) yapılır; bu puta beyaz şeritten baş, kulak, el, ayak ve kuyruk konulur. Ayaklarına kızıl şerit dikilir. Bu putlar (kuklalar) yirmi ya da otuz kadar olur. Hepsi beyaz kıldan örülen bir ipe sıralanarak evin arka tarafındaki iki huş ağacı arasına gerilir.

Radloff’un Altaylardan yaptığı derlemelerde Anohin’in aktardıklarıyla uyuşmayan yerler vardır. Nitekim o beşinci katta en yüksek yaratan tanrı denen Kuday Yayuçi’nin bulunduğundan söz eder ve Bay Ülgen’in iki oğlundan biri olan Yayık’tan daha sonra bahsedilir. Radloff’un derlemesinde bu birinci oğuldan aynı zamanda May-ana olarak söz edilmesi ilginçtir. Diğer oğulsa insanların hamisi ve piri sayılan May-ata olarak belirtilir. Ülgen’in iki oğlunun yaşadığı yer göğün üçüncü katıdır ve burada aynı zamanda Türk mitolojisi için önemli bazı ögeler bulunur; örneğin yaşamın kaynağı olduğu kabul edilen, Radloff’un deyimiyle Süt-ak-köl (göl) ile onun yanında kutsal bir dağ olan Süro Dağı da burada bulunur. Söz konusu dağda yedi Kuday, yani yedi tanrı yaşar. Bu tanrrılann tebaları, Yayuçi (yaratan) denilen ruhlar, koruyucu melekler ve insanlara eşlik eden ruhlardır. Bu arada iyi insanların, dogru yolda bulunanların, yani aktuların yaşadıkları ak/cennet buradadır. Radloff’un anlattıklarından çıkardığımıza göre cennetteki bu ruhlar, yaşayan insanların ataları olup bir süre sonra yarı tanrı haline gelerek gerektiğinde hayattaki akrabalarına yardım ederler.

Yayık’tan fazla söz etmemekle birlikte Yayık Han’ı Eliade’nin neden Denizin Efendisi olarak sunduğu anlaşılmaz bir nokta olarak kalmaktadır. Yalnız Radloff, Altaylıların Yer-Su tanrıları / ruhlarından söz ederken, bunlardan Talay Kan’a, ‘taşmış suların hanı’ anlamına gelen Yayık Han da denildiğini belirtir. Eliade’nin söz ettiği Yayık Han büyük bir olasılıkla bu ilah olmalıdır. Eliade, Yayık’ın ayrıca şamanın esrik yolculuğuna çıkmadan önce başvurduğu yardımcılardan biri olan bir ruh ya da tanrı olduğunu ifade eder.

Holmberg, Yayık Han’ın Tufan Prensi olduğunu, yukarıda anlatılanlara benzer törenlerin yapıldığını, yüksek bir dağ üzerinde ona kurban verildiğini, ölünün kırkıncı günü törenlerinde ev temizleme (arındırma) ayini için bu tanrının çağrıldığını ve bazen ölünün aldığı hayvanları geri getirmesinin istendiğini söyler. Ayrıca bir çocuğun doğumu için onun bir ruhla birlikte tanrının mesajını yeryüzüne götürdüğünü ve bu nedenle kendisine Yayuçi (Jajutshi) denildiğini de belirtmektedir. Bu son bilgi herhalde daha eski dönemlerden gelen Umay’la da ilgilidir.

Yaşar Çoruhlu, Türk Mitolojisinin Anahtarları, S. 28-31

Yayık-D’ayık. Altay Türklerinin geleneksel inanışları bakımından atalar kültünde önemli bir yer tutar. O, saf ruhlardan sayılır. O, Sami dinlerin Nuh’una da benzetilir, inanışa göre o, fırtınadan sonra göklere çıkıp, “Ağ Yayık” adını almıştır. Kazak-Kırgız hikâye ve rivayetlerinde “Tepegözü” kör eden kahramanın adı da “Yayık” (jayık) olarak geçiyor.

Güney Altaylılar ona “yaratıcı” adı vermişlerdi. Şaman ayin ve törenlerinde “Yayık Han”ın oldukça önemli bir yeri vardır. Onun görüntüsünü kara şeklinde beyaz kumaştan yaparlar. Tölöslerin ‘Tayık” dedikleri ve yalnız ağır belaların geldiğinde yüz tuttukları bu aziz varlığa “Koruçı” (Koruyucu) adı vermeleri de ilginçtir.

Gök menşeli bu varlık, adının anlamı ve işlevi itibariyle, Umay motifine oldukça yakındır. V. Radlov’un Altaylar arasında yazıya aldığı metinlerde “Yayık” adı Ülgen’in oğlu olarak kaydedilmiştir. Teleutlara göre ise O, Ülgen’in kızıdır.

Altaylann inanışına göre, Ülgen, varlığının bir parçası olan bu ruhu, insanoğlunu her türlü beladan, şerden kurtarsın ve yeryüzündeki her şeye hayat versin diye bizzat yere göndermiştir. D’ayık-Yayık adının Altaylardaki bir anlamı da “Gök Oğlu” demekti. Yayık’ın temel görevi insanla Ülgen arasında aracı rolü oynamaktı. Şamanlar için atalann ruhları ayrı bir önem taşırdı. Kurban kesilecek hayvanla birlikte göklere gönderilmek için, şaman bu ruhlan çağırırdı. D’ayık sözcüğünün Altaylardaki “ruhlara kurban verilen hayvan” anlamı da buradan gelmektedir. “D’ayık-Yayık” sözcüğünün kökü, genellikle Türkçede “parçalayarak kurban vermek” anlamına gelen “yay” ile ilişkilendirilir. Yayık olmadan şaman göklere çıkamaz. O göklerde dolaştığında ise şer ruhlardan onu koruma görevi ata ruhlarına verilir.

Tuva şaman ruhlarının lideri de göklerde yaşadığına inanılan “Ak Eren” veya “Yayık” sayılmıştır. Kıpçak soyundan gelen Altaylardaki Yayık’ın insanbiçimci görüntüsü, Sayan-Altay halklarındaki Umay’ın ve Yakutlardaki Ayıısıt’ın görüntüsüne tam benzerlik gösterir.

Mitolojik bir varlık olan Yayık, kocaman ve ejderha görüntüsünde verilmiştir. Bu inanışın etkisinde kalan Altaylar, ırmaklar taştığı zaman, “Yayık sudan çıktı” derlerdi. Çünkü mekanı 17 deniz veya ırmağın kavşağında olan Yayık Han, coşup, taşan ve kabaran suların ruhu sayılırdı ve yeryüzündeki tüm suların ona ait olduğu düşünülürdü.

Tuvalarda iyelerden sayılan ve avcıların saygı gösterdiği bir varlık olan Yaykın’ın bir unvanı da “Yalgız Gözlü Yayık”dır.

Kuzey Türklerinin Nuh Peygamber yerine bilip “Yayık Han” dedikleri hakkında da bilimsel kanıtlar mevcuttur. Altaylann her ailesinde O’nu temsil eden bir görüntü yer alırdı. Sibirya Türklerinin dini inanışlarına dair edebiyatlarda ise Kuday ve meleklerden sayılan “D’ayaglar” adında mitolojik bir varlığa rastlanır.

Celal Beydili, Türk Mitolojisi Ansiklopedik Sözlük, S 603-604.

Gök Katları

Eski Türk halk inancında göğün yedi, dokuz veya on dokuz katı olduğuna inanılırdı ve bunların her birinde farkı tanrıların oturduğu düşünülürdü. Göğün katlarında yaşayan başlıca tanrılar şu şekilde sıralanır:

  1. Koça Han, Ak Ana, Ak Ata
  2. Zada Han, Yel Ana, Yel Ata
  3. Yayık Han, May Ana, May Ata
  4. Yayuçı Hanım, Cey ana, Cey Ata
  5. Kızagan Han, Od Ana, Od Ata
  6. Ayzıt Hanım, Ay Ata
  7. Mergen Han, Gün Ana
  8. Kübey Hanım
  9. Umay Hanım
  10. Erdeney Han
  11. Altan Han
  12. Suvolta Hanım
  13. Ağar Han
  14. Suyla Han
  15. Utkaçı Han
  16. Ülgen Han
  17. Kayra Han
  18. Göktengri
  19. Göğün 19. katında tüm her şeyin yaratıcısı olarak anılan “Tura” yer alır. “Tura” aslında artık gökten de soyutlanmış olan mutlak bir yaratıcı anlayışıdır. Diğer her şey onun varlığının bir sonucudur.

Yakutlarda Göğün Katları:

  1. Alahçın
  2. İyehsit
  3. Cöhögöy
  4. Hotoy
  5. Suğorun
  6. Cahın
  7. Tanha
  8. Çınıs
  9. Ayığ
Bahattin Uslu, Türk Mitolojisi, S. 243-244

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You cannot copy content of this page