Evren Ağacı

Altıncı Engel mitolojiyi anlamak ve anlatmak için kozmik ağacı kullanıyor. Bu sayede çelişik hikayelerle anılan karakterlerin toplam birbirine zıt duran yapılarını bir araya getirebiliyor. Zıt var oluşun doğasını birbirine zıt durak iki ağacın varlığı ile açıklıyor.

Axis Mundi Olarak Ağaç

Hayat Ağacıyla ilgili mitlerde ve efsanelerde evrenin merkezinde bulunan, göğü, yeri ve cehennemi birbirine bağlayan bir Hayat Ağacı düşüncesiyle sık sık karşılaşmaktayız. Bu mitsel topografi ayrıntısının, İskandinav ve Orta Asya inançlarında, özellikle daha fazla Altay ve Cermen halklarında özel bir değeri vardır; ama kökenin Doğuda (Mezopotamya) olduğunu düşünüyoruz. Öreğin Altaylılar, “yerin göbeğinde” dalları Bay Ülgen’in evi göğe kadar uzanan dev bir köknarın, dünyanın en yüksek ağacının yükseldiğini söylerler. Genelde ağaç, dünyanın merkezinde bir dağın zirvesinde bulunur. Abakan Tatarları, görünüşe bakılırsa göğün yedi katının simgesi yedi dallı kayın ağacının (Babil kökenli gibi görünen bir ideogram) bulunduğu bir demir dağdan söz ederler. Ostyak Şamanların Vasyugan ilahilerinde, kozmik ağacın, gök gibi yedi basamağı olduğundan; göğün tüm bölgelerine yayıldığından ve köklerini yerin en dibine kadar uzandığından söz ederler.

Şaman göğe çıkarken, mistik yolculuğu sırasında, dokuz ya da yedi basamaklı bir ağaca tırmanır. Genelde bu yolculuğu, yedi basamaklı kutsal bir direk üzerinde gerçekleştirir; bu direğin dünyanın merkezinde bulunduğu varsayılır. Kutsal direk ve ağaç, evrenin merkezinde bulunan ve dünyayı taşıyan kozmik direkle örtüşen simgelerdir. Altaylılar tanrıların, atlarını bu kozmik direğe bağladığına; takımyıldızların bu direğin etrafında oluştuğuna inanır. Aynı kavrama lskandinavyalılarda da rastlanır; Odin atını Yggdrasil’e (kelime anlamı “Odin’in atı”dır) bağlar. Saksonlar, bu kozmik direğe Irminsul adını verirler; uniyersalis columna quasi sustinens omnia (Fuldalı Rudolf). Hintliler, evrenin ortasında bulunan Hayat Ağacı ya da direk tarafından temsil edilen bir kozmik eksene inanırlar. Çin mitolojisinde mucize ağaç, evrenin merkezinde yükselir, devlet merkezi buradadır. Dokuz Gök, Dokuz Pınar’la bu noktada birleşir. Onu “Dikili Ağaç” (Kien-Mou) olarak adlandırırlar ve öğlen vaktinde onun yanında dimdik duranların gölgesi olmadığı söylenir. Bu kozmik ağaç, Altay ve Kuzey Avrupa kozmolojilerinin “Dünyayı taşıyan” “evrenin ekseni” (axis mundi) olan Direğe benzemektedir. Bu mitlere göre ağaç, kozmosun dayanağıdır, sabit noktasıdır ve biçimiyle mutlak gerçekliği temsil eder. Burası tam bir destek noktasıdır. Gökle iletişim, ancak bu desteğin etrafında ya da onun aracılığıyla gerçekleşir.

Mircea Eliade, Dinler Tarihine Giriş, S. 296-297

Kozmik ağacın, dünyanın merkezinde bulunduğu ve üç kozmik bölgeyi birleştirdiği düşünülür. Çünkü ağacın kökleri yer altına uzanmakta ve tepesi gökyüzüne değmektedir.

Mircea Eliade, Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi I, S 59.

Ezeli ve ebedi olan, yaratılışı temsil eden Hint evren ağacı…

Mircea Eliade. Dinler Tarihine Giriş, S.272.

Kozmik ağaç Katha–Upanişad’da şu şekilde betimlenir: Bu ağaç, “kökleri yukarıya uzanan ve dalları aşağıya veren, ezeli Asvattha’dır, o saf olandır, o Brahman’dır”, o ölümsüz olarak adlandırılır. Tüm dünya onda dinlenir. Ashvattha ağacı Brahman’ın kozmostaki mümkün olan en açık tezahürünü yani yaratılışı temsil eder. Kozmik ağacın dalları esir, hava, ateş, su ve topraktır. Bu elementler de Asvatha’nın yani Brahmanın tezahürleridir. Tanrı Brahman, kutsal ağaç olan Asvatha’da tezahür etmiştir.

Selma Öztekin, Dinlerde Hayat Ağacı, AÜ SBE Yüksek Lisans Tezi, S. 52

Kuzey mitlerindeki kökleri devlerin krallığı ve cehennemin olduğu yer altına kadar inen kozmik ağaç…

Mircea Eliade. Dinler Tarihine Giriş, S.276.

Yggdrasil’in kökleri altında kutsal suyun bulunması bize Türk Mitolojisinin dünya ağacının “hayat suyu”nu hatırlatır. Türk Mitolojisinde dünya ağacı, bazen “hayat suyu” inancıyla da birleşmiştir. Mesela Altay efsanelerinin bazılarında “Hayat Ağacı” göğün 12. katına kadar yükselen “dünya dağı”nın üstündeki “kayın ağacı” olup altındaki çukurda yer alan bu “hayat suyu” bazen ölümsüzlük veya yeni bir güç, bazen da sağlık veya gençlik bahşederdi (Ögel). Hayat Ağacı” veya “Dünya Ağacı” kavramı Türk mitolojisinde de önemli bir yere sahip. Türklerde halı ve kilim desenlerinde hayat ağacı bir motif olarak oldukça yaygın bir şekilde kullanılmış. Hatta mezar taşlarında bile hayat ağacı motiflerini görebilmek mümkün. Türklerde şamanlar hayat ağacını kullanarak gök tanrıya ulaşırlardı. Altay Mitolojisinde bu kutsal ağacın tepesinde Tanrı Bay Ülgen otururdu. Şaman davullarında da hayat ağacı resmedilmişti. Türklerin hayat ağacının da (Yggdrasil gibi) 9 dalı bulunurdu. İlginçtir Türklerin hayat ağacının en üstünde de insan ruhlarını temsil eden bir kuş bulunmaktaydı. Mitolojiye göre insan ruhu henüz dünyaya gelmeden bu ağacın tepesinde bir kuş olarak beklerdi. Telüt Türkleri arasındaki bir boy sağ kanadı güneşi, sol kanadı ayı kaplayan bir gök kuşuna inanıyorlardı. Sibirya’da şehirlerin ve yurtların yanında bir uzun sırık ve üzerinde tahtadan bir kuş bulunuyordu. Bu kuşa gök kuşu, direğe de “gök direği” deniyor. Bu direk Hayat Ağacı olarak kabul ediliyor ve yerle göğü birleştiriyordu. İskandinav mitolojisinde Yggdrasil ağacının ortasında insanların yaşadığı yer olan Midgard (Orta Dünya) bulunur. ‘Altay Bilik” adlı kitapta da Türklerin hayat ağacının ortasında insanların yaşadığı bir “orta dünya’dan bahsedilir: “Bizim üzerinde yaşadığımız orta dünya yerin üstündedir. Orta dünyanın görünen ve görünmeyen iki dünyadan ibaret olduğu söylenir. Orta dünyanın düz kısımları (dağ vadileri ve bozkır), yani görünen tarafı insanlara aittir.’

Yggdrasil 9 dünyayı dallarıyla birbirine bağlıyor. Türk Mitolojisinde de Kayra Han, dünyanın merkezine 9 dallı çam ağacı dikiyor. 9 sayısı Türk Mitolojisinde en önemli sayılardan biri olarak karşımıza çıkıyor: 9 ağaç, hayat ağacının 9 dalı, 9 boy, 9 oğuz, 9 felek vb. Altay şamanlarındaysa 9 ok inanışı var. Tanrı Ülgen’in 9 kızı ve 9 oğlu var. Altaylılarda Gök Tanrı kurbanı törenleri 9 gün sürüyor, İlkbahar bayramınaysa 9 kız ve 9 erkek katılıyor. Yakut Türklerinin Er Sogotoh destanında gök 9 katlı tasvir ediliyor. Ayrıca Yakutlar’da gök ruhları 9 adet. Yggdrasil, üst ve alt alemleri birbirine gökkuşağıyla da bağlar. Aynı şekilde Türk Mitolojisinin “Hayat Ağacı” da dünyaları gökkuşağıyla bağlamaktadır.

Bahattin Uslu, Türk Mitolojisi, S. 150-152

Bu ağaç büyük ihtimalle 12. yüzyıl Dede Korkut hikâyesinde geçen kozmik ağaç Bıñar ile aynıdır.

Dalları göğün yedinci katına, kökü de yedi kat yerin altına uzanan ulu bir ağaç…

Kalık Akiyev, Kırgız SSR İlimler Akademiyası.

Müñar için aşağıdaki araştırmayı okuyabilirsiniz:

Nerin Yayın - Türklerde Efsanevi Hayat Ağacı, Munar

Türklerde Maniheizm ve Ağaç Sembolizminin Birleşimi

İkili düşünce sistemi, eski Türk Maniheizminde, iki yıldız, yani “ iki kök” sembolü ile ifade edilmiştir. Bu kök, gerçekte bir ağaç köküdür. Bazıları, bu köklerin, “ Ölüm ağacı” ile “ Hayat ağacı”nın kökleri olabileceğini söylemişlerdir. Bu ağaçlar da yine yaratıcı Hürmüz ile felaket veren Ehrimen’in birer sembollerinden başka bir şey değil idiler. Eski Türkçe yazılmış, Mani dininin Uygurca bir metni bu iki kökü şöyle anlatıyor:

“ Gerçek Tanrıyı ve saf kanununu öğrendikten sonra, şimdi iki kök’le (Yıldız) ve üç zaman kanununu (Üç ödki-i nomuğ) öğrendik, öğrendik ki, aydınlıkların kökü, Tanrının yeridir. Karanlıklar köküyse, bir cehennem yeridir. Yine öğrendik ki, yerle gök yok iken bunlar var idi. Tanrı ile Şeytanın niçin savaştığını, nur ile zulmetin birbirine nasıl karıştıklarını, yer ile göklerin kimin tarafından yaratıldığını hep öğreniverdik. Yine Arkon’lann yeri ile göklerinin niçin yok olacağını, aydınlıkla karanlığın nasıl ayrılacağını, bundan sonra da ne olacağını hep öğrendik.”

“Üç zaman kanunu” üzerinde ayrıca duracağız. “İki kök” prensibi, düalizmden başka bir şey değildir. İyi-Kötü, vs. gibi. Fakat Türkler bu iki prensip için niçin “ Kök” terimlerini kullanmışlardı? Bunu da bizce yine en açık olarak Prof. Pelliot açıklamıştır. Herhalde bu deyim, “ Hayat” ve “ Ölüm” ağaçlarının köklerinden geliyordu. Kainat hiç yoktan, “Ex nihilo” var olmuş değildi. Bunun için de yerle gök ve hiç bir şey yok iken, bu “İki prensip” var idi. Nitekim Altay Yaratılış destanında, henüz daha hiç bir şey yok iken, iyiliğin sembolü Tanrı Ülgen ile kötülüğün sembolü olan Şeytan Erlik büyük deniz üzerinde uçup duruyorlardı. Eski İran ve Orta Asya inanışlarına bir “Üçüncü Varlık” daha eklenmiştir. Bu da “Gök boşluğu”, “Ether” idi Eski Türkler bu aydınlık gök boşluğuna “Kök kalığı” derlerdi. Yukarıdaki eski Türkçe metinde de görülebileceği üzere, yaratıcı Tanrının yeri, bu aydınlıklar içinde bulunan gök boşluğu idi. Ayrıca Şeytanın da bir dünyası vardı. Fakat bu alem, karanlıklar ve zulmet dünyası idi. Bunun içinde bu alem, Cehennem’in ta kendisi idi.

Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi 1, S. 422-423

Altay Türk Mitolojisinde “Dünya ve Gök Ağacı”

Altay mitolojisine göre gök yüzüne doğru çok büyük bir çam ağacı yükseliyordu. Gökleri delip çıkan bu ağacın tepesinde ise Tanrı Bay-Ülgen otururdu. Şaman davullarında da bu gök ağaçlarını görüyoruz. Şaman davullarındaki bu ağaçların kökleri dünyada değil; daha ziyade göğün başladığı yerden itibaren başlıyordu. Altay Yaratılış destanında olduğu gibi bu ağaçların dokuz tane de dalları vardı. Bu gök ağaçları genel olarak, gökteki bir dağ veya tepe üzerine oturtulmuşlardı. Ağacın
bir yanında ay ve diğer yanında da güneş bulunurdu.

Güney Sibirya’daki Abakan Tatarlarının efsanelerinde bu görüş biraz daha değişmiştir. Onlara göre dünyanın ortasında, göklere kadar yükselen büyük bir demir dağ vardı. Bu dağın üzerinde de “Yedi dallı bir kayın” ağacı bulunuyordu. Abakan Tatarları’nda bu ağacın 7 dallı olarak kabul edilmesi, daha ziyade Batı Sibirya halkları ile Batı Türklüğünün tesirlerine bağlanmalıdır. Kaç Tatarları bu kutsal kayından şöyle söz açarlardı:

“ Altın yapraklı kutsal kayın! Sekiz gölgeli kutsal kayın! Dokuz köklü, altın yapraklı, Bay-Kayın!..”

Altın yapraklı kutsal kayınlardan az sonra bahsedeceğiz. “Sekiz gölgeli” denmesinin manası ise pek anlaşılmıyor. Fakat Yakut Türklerine göre dünya, sekiz köşeli idi. Bu kutsal kayın ağacı Altaylarda 9 dallı idi. Burada ise “ Dokuz köklü” olmuştur. Bununla da ne denmek istendiği pek açık olarak anlaşılmıyor.

Abakan Tatarları’ndaki Dünya ağacının 7 dallı olması ile Batı Sibirya mitolojisine yaklaştığını söylemiştik. Fin-Ugor kavimlerinden Ostyaklara göre de böyle bir dünya ağacı vardı ve göğün 7 katını da delerek ta yükseklere kadar çıkıyordu. Yine aynı kavimlerin diğer efsanelerine göre ise, Dünya ortasında büyük bir deniz vardı ve bu ağaç da gıdasını bu denizden alarak yükseliyordu. Bazıları da bu ağacın köklerini büyük nehir kaynaklarından aldıklarını söylüyorlardı. Batı Sibirya’daki Dünya Ağacı ile ilgili inançların Altaylardan buralara gittiğini söyleyenler var ise de, bu inancın bütün Sibirya ve Orta Asya mitolojisinde yer etmiş olduğunu biliyoruz. Moğollar bu dünya ağacı motifini Budizm ve Lamaizm tesirleri ile büsbütün dejenere etmişlerdi. Moğollar çamurdan, piramit şeklinde bir tepecik yaparlar ve bunun üstüne de ağaç dikerlerdi. Onlara göre zirvesi dört köşe olarak yapılan bu tümsek bir dünya dağı ve ağaç da bir dünya ağacı idi. Moğol mitolojisine göre dünya, büyük bir deniz ortasında yüzerdi. Bu dağın tepesinden bakılınca ise dünya, adeta bir at nalı kadar görünürdü. Kutsal dağın tepesinden öküz başı büyüklüğünde bir taş yuvarlanmış olsa imiş, dünyaya ancak 50 sene sonra inebilirmiş.

Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi 1, S. 90-92

“Gökte bulunan kutsal “Dokuz dallı” ağacın bir eşi de, yeraltı aleminde bulunuyordu. Kutup yıldızının bir sembolü olan Demir-Kazık’a, Tanrılar nasıl atlarını bağlıyorlarsa; yeraltı Han’ı İrle Han da atını, yeraltındaki bu dokuz dallı ağaca bağlıyordu.”

Bu efsaneye göre, yalnız gökte değil; bunun aşağıda devamı olarak, yeraltı aleminde de, ikinci bir kutup ve merkez düşünülüyor. Bizce bunun da normal görülmesi lazımdı. Çünkü Türkler 7 veya 9 kat gökten söz açarken; bunun paraleli olarak, 7 veya 8 kat yerden de bahsediyorlardı.

Necati Gültepe, Türk Mitolojisi, S. 481-482

Eski Türklerde, en makbul sayılan ağaç kayın ağacıydı. Her şaman ayini yapılırken kayan ağacı bulundurulurdu. Şamanist mitolojide kayın ağacı tanrı Ülgen ve Umay ile gökten inmiştir.

Necati Gültepe – Türk Mitolojisi, S. 443

“İnsanlar türediği zaman, Umay-Ana’mızla beraber iki kayın ağacı da yere indi”.

Bahaeddin Ögel – Türk Mitolojisi 1, S. 94

Aşağıdaki tez yalnız kozmik ağaç için değil aynı zamanda Hayat Ağacı için güzel bir monografidir:

Selma Öztekin - Dinlerde Hayat Ağacı

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You cannot copy content of this page